Bu yaz yaşanan aşırı hava olayları ile İran ve Ukrayna’daki savaşlar, gıda stokları oluşturma ihtiyacımızı her zamankinden daha acil hâle getirdi.
Bir şirket uzun vadeli planlar yaptığında buna ihtiyatlılık deniyor. Bir hükümet uzun vadeli planlar yaptığında ise buna komünizm deniyor. Devletin süreklilik gösteren her müdahalesine “Sovyet tarzı” etiketi yapıştırılıyor ve milyarderlerin medyasında acımasız saldırılar başlıyor. Bu nedenle hükümetler uzun vadeli düşünmeye karşı bir eğilim geliştirdi. Stratejik gıda rezervlerini artık muhafaza etmememizin nedeni de bu olabilir.
Toprakların kavrulduğu Britanya’da piyasa analistleri, son yılların en ağır gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya olduğumuz konusunda uyarıyor. Normal yıllarda ülke içindeki ürün kayıpları, küresel ticaret sayesinde gıda güvenliğimizi tehdit etmiyor. Açlık ve kıtlığın geçmişe kıyasla daha seyrek görülmesinin ve daha az can almasının nedenlerinden biri de bu. Ancak içinde bulunduğumuz yıl normal değil; çünkü sorun artık küresel.
Benzer etkiler Avrupa genelindeki çiftçileri ve bu yılki buğday üretiminin 1971’den bu yana görülen en düşük seviyeye gerileyeceği tahmin edilen ABD’yi de vuruyor. Birkaç hafta öncesine kadar Kanada’daki hasat tahminleri son derece olumluydu; şimdi ise ülkenin ilkbahar buğdayı da sıcak ve kurak koşullar altında kavrulup büzüşüyor.
Ukrayna verimli bir tarım sezonu geçirdi; ancak Rusya’nın limanlarına düzenlediği saldırılar nedeniyle ihracat tahminleri düşürüldü. Aynı zamanda, gıda ve tarımsal girdilerin küresel ticaretindeki kritik darboğazlar giderek daralıyor: Donald Trump’ın İran’la yürüttüğü amaçsız savaş, Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılan deniz taşımacılığında büyük düşüşlere yol açtı. Orta Doğu’nun yeniden önemli bir ihracat merkezi hâline gelmesiyle bu güzergâhlar önce gübre, son dönemde ise gıda ticareti açısından vazgeçilmez rotalara dönüştü.
Bu aksamaların sonuçlarından biri, deniz taşımacılığının daha büyük bir bölümünün Panama Kanalı’na yönelmesi oldu. Ancak kanal şimdi de kuraklıktan etkileniyor; bu durum gemilerin su çekimine, yani su altında kalan derinliğine kısıtlamalar getirilmesine yol açtı. Gıda güvenliğimizin bağlı olduğu küresel dolaşım artık güvenilir görünmüyor.
Bu etkiler, Birleşik Krallık gibi varlıklı ithalatçı ülkelerde bile gıdaya erişimi anında kısıtlamakla kalmıyor —elbette küresel güneydeki yoksul ülkeler çok daha ağır etkileniyor. Aynı zamanda sistemik olarak kırılganlaşmış bir küresel gıda yapısının üzerine biniyor. Bu yapı artık, 2008’de finans sistemini neredeyse çökerten türden zincirleme bir çöküş riskine son derece açık. Hatta çok benzer işleyiş bozukluklarından mustarip. Hükümet bunu biliyor; çünkü kendi güvenlik danışmanlarının hazırladığı bir rapor, 2030 yılına kadar gıda tedarikimizin “stratejik açıdan yıkıcı bir başarısızlık riski altında” olduğu uyarısında bulunuyor. Hükümetin buna yanıtı ise raporu gizlemek oldu.
Tüm olası sistem arızalarında olduğu gibi, kırılma noktasının nerede olduğunu söylemek imkânsız. Ancak böyle bir olay meydana gelirse sonuçlarının tahayyül edilemez boyutlarda olacağını söyleyebiliriz. Bu, modern tarihin en ölümcül küresel krizi olabilir.
Hükümetlerin stratejik stoklar bulundurduğu bir dünyanın, gerek geçici bir kıtlığı gerekse sistem çapındaki bir çöküşü atlatma ihtimali daha yüksektir. Gıda rezervleri yeterince büyük olsaydı, sistemi yeniden kurabilmemiz için bize gereken zamanı kazandırırdı. Bu rezervlerin yokluğunda ise gıda sistemi çökerse toplum da çöker.
Birleşik Krallık bir zamanlar çok sınırlı da olsa stratejik gıda rezervleri bulunduruyordu. Ancak 1970’lerin sonları ile 1980’lerin başlarında hükümetlerimiz, özel perakendecilerin yeterli stok tutacağı gerekçesiyle bu rezervlerin artık gerekli olmadığına karar verdi. Ulusal Hazırlık Komisyonunun belirttiği üzere, bu politika, büyük perakendecilerin stok tutmayı bırakıp tam zamanında tedarik sistemine geçme kararlarıyla aynı döneme denk geldi: Elveda depolar, merhaba lojistik. Sonraki hükümetlerin hiçbiri, gıda güvenliğine ilişkin varsayımlarının artık var olmayan koşullara dayandığını fark etmiş görünmüyor. Belki de “müdahaleci” olarak damgalanmaktan çekindikleri için görmezden geldiler.. Belki eleştiriden, krizden daha çok korkuyorlar. Bugün, görebildiğim kadarıyla, hükümetin gıda depolamaya yönelik tek müdahalesi, Prepare internet sitesinde yer alan ve kamuoyuna duyurulmamış tek bir paragraftan ibaret. Bu paragrafta bize şöyle deniyor: “Evde acil durumlar için gerekli malzemelerden oluşan bir kit hazırlayın. Bu kit şunları içerebilir: Pişirilmesi gerekmeyen, bozulmayan gıdalar… İhtiyacınız olan miktar kendi koşullarınıza göre değişecektir.” Eminim son derece değerli bir tavsiyedir. Ne var ki bunu neredeyse hiç kimsenin görmemiş olması ve pek çok insanın acil durumlar için gıda stoğu yapacak ne yeterli alana ne de maddi imkâna sahip olması yalnızca talihsiz bir durum. Belki de hayatta kalmayı hak etmiyoruzdur.
Birleşik Krallık’ın gıda stokları bulundurmadığından eminmişim gibi yazıyorum. Birkaç yıldır Çevre Bakanlığına şu basit soruyu soruyorum: Bu stokları bulunduruyor mu, bulundurmuyor mu? Muhafazakârlar “hayır” diyecek kadar dürüsttü. Ancak İşçi Partisi iktidara geldiğinden bu yana bu soruya defalarca yanıt vermedi. Geçen hafta yeniden sorduğumda, bana konuyla bağlantılı meseleler üzerine uzun bir açıklama gönderdi fakat asıl soruyu dikkat çekici biçimde yine yanıtlamadı. Ardından soruma neden yanıt vermediğini sordum; buna da cevap alamadım. Bu tutumu, açıkça söylenmiş bir “hayır”dan daha anlamlı buluyorum. Bana iki şey söylüyor: “Cevap hâlâ hayır” ve “Bu politikanın yanlış olduğunu biliyoruz.” Aksi takdirde bunu bana memnuniyetle anlatırlardı.
Hükümet ayrıca bana şu açıklamayı yaptı: “Birleşik Krallık; güçlü yerli üretime ve uluslararası ticarete dayanan, son derece dirençli bir gıda sistemine sahiptir ve son dönemde yaşanan kurak havanın ulusal gıda güvenliği üzerinde herhangi bir etkisi olmasını beklemiyoruz.” Güvenlik kurumlarının, piyasa analistlerinin ve bizzat gıda sektörünün uyarılarına meydan okuyan bu iddia, rehavetin de ötesine geçiyor. Bu, inkârdır.
Görebildiğim kadarıyla Andy Burnham başbakan olduğundan bu yana ne kendisi ne de makamı iklim krizi hakkında kamuoyu önünde tek bir söz söyledi. Çarşamba günü aşırı sıcakları, kuraklığı ve orman yangınlarını görüşmek üzere acil bir Cobra toplantısına başkanlık etti. Ancak bu yazının kaleme alındığı sırada, bu krize neyin yol açtığına ve etkisini nasıl azaltabileceğimize ilişkin hâlâ kamuoyuna yapılmış bir açıklama yoktu. Buna karşılık Başbakanlık geçen hafta, Westminster Belediyesinin Soho’da ayakta içki içmeyi sınırlandırma planına müdahale edecek zamanı buldu. Devletin hayati meselelerine böylesine keskin bir biçimde odaklandığını bilmek güzel.
Hükümetin umursamazlığı ve inkârı, Hafif Süvari Tugayının hücumundan Brexit’e uzanan kahramanca başarısızlıklarla dolu gururlu geleneğimizi sürdürüyor. Gıda rezervleri kaybedenler içindir. İhtiyatlılık enayilere göredir. Her nasılsa “Britanyalı” ve “dokunulmaz” sözcükleri birbirine karışmış durumda.
İyi zamanlarda hükümetin tuttuğu stoklar para ve emek israfı gibi görünür. Ancak hükümetlerin görevi iyi zamanlara hazırlanmak değildir. Hükümetler bizi tehlikelerden korumak için vardır. Uzun vadeli planlar olmadan da bu mümkün değildir.
* George Monbiot'un 'Britain’s scorched fields mean a food crisis – and the government is ignoring the one measure that would help' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

