Klasik Müzik uyarlamaları

-
Aa
+
a
a
a

Bu haftaki programımızda; Beethoven, Bach, Chopin, Smetana ya da Rodrigo gibi ünlü bestecilerin eserlerinin, Fransız popüler müziğine yansımalarını mercek altına aldık.

Serge Gainsbourg

Açılışı, Yves Montand’ın Quand tu dors près de moi adlı şarkısıyla yaptık. 1961 yılında, Anatole Litvak’ın Goodbye again filmi için Johannes Brahms’ın 1883 tarihli Fa majör Opus 90 senfonisindeki bir bölümden George Auric ve Dory Previn tarafından İngilizce sözlerle popüler müziğe uyarlanmıştı şarkı. Söz konusu film ise Françoise Sagan’ın Aimez-vous Brahms adlı eserinden beyazperdeye uyarlanmıştı ve parça aynı yıl Sagan’ın bizzat kaleme aldığı Fransızca sözlerle önce Dalida, sonra Bob Azzam, son olarak da Yves Montand tarafından kaydedildi. Brahms’ın aynı melodisi 1983’te bir kez daha müzikseverlerin karşısına çıktı. Uyarlamayı yapan bu kez repertuvarında klasik müzik bestecilerinin eserlerinden ilham aldığı birçok parçaya yer veren Serge Gainsbourg’du. Gainsbourg’un 1896’da İstanbul’da dünyaya gelen Ukrayna asıllı babası Joseph Ginsburg, Moskova Konservatuarı’nda eğitim almış bir piyanistti ve Paris’te bar ve kabarelerde çalıyordu. Serge ya da asıl adıyla Lucien de beş yaşından itibaren babasından klasik piyano dersleri almaya başlamıştı. Evde Chopin, Bach, Scarlatti, Vivaldi, Brahms ve Gershwin gibi bestecilerin eserlerin dinleyerek büyüyen genç adam, daha sonra École Normale de Musique de Paris’de eğitim almıştı. Klasik müziği “büyük sanat” (art majeur), şarkı yazarlığını ise “küçük sanat” (art mineur) olarak görüyordu Gainsbourg ve kariyeri boyunca klasik müzik bestecilerine ait eserlerden sık sık yararlandı ya da tıpkı 1983 tarihli Baby alone in Babylone’da olduğu gibi bazı temaları doğrudan ödünç aldı. Söz konusu şarkı, Jane Birkin’in o yılın Ekim ayında piyasaya çıkan aynı adlı albümünde yer alıyordu. Bu, aynı zamanda ikilinin ayrılmasının ardından yapımcılığı Gainsbourg tarafından üstlenilen ilk Jane Birkin albümüydü. Albümdeki Partie perdue, Haine pour aime ve Rupture au miroir gibi şarkılar da sona eren duygusal ilişkileri konu alıyordu. Baby alone in Babylone(Babil’deki yalnız bebek) adlı parçada geçen “Babil” ise, Antik Çağ’da Orta Doğu’ya hükmeden o devasa kent değildi aslında. Gainsbourg burada Los Angeles’ı, özellikle de Hollywood’u, başarıyı ve şöhret hayalini temsil eden o ünlü Amerikan şehrini kast ediyordu. Sanatçı; parıltılı Amerikan arabaları, Sunset Bulvarı ve Malibu gibi klişeler üzerinden genç bir oyuncunun portresini çiziyor, şöhret peşinde koşan bu kadın, sonunda trajik bir şekilde kaderine teslim oluyordu. Şarkı bu açıdan yine bu albümde bulunan Norma Jean Baker adlı parçanın ithaf edildiği Marilyn Monroe’yu da getiriyordu akıllara.

Gainsbourg’un en çok etkilendiği klasik müzik bestecisi Frédéric Chopin’di. Babasının o küçükken evde sık sık Chopin plakları çalmasından dolayı Polonyalı besteci, onun için hem çocukluk anılarını hem de yaratıcı vicdanı temsil ediyordu. Gainsbourg’un piyanosunun üzerinde de bir Chopin fotoğrafı duruyordu. 1967’deki bir röportajında bununla ilgili: “Piyanomun üzerinde Chopin’in bir fotoğrafı var. Çünkü o da benim kadar eğlenceli görünüyor… Bana çok sert bakıyor. Bir melodi ararken ona bakıyorum, sanki bana ‘Bu berbat bir şey’ diyor. Melodi biraz güzel olunca da ‘İdare eder’ diyor. O benim vicdanım.” ifadelerini kullanmıştı sanatçı. Gainsbourg üç farklı kadın vokal için yazdığı üç şarkıda da Chopin’in eserlerinden ilham almıştı. Jane Birkin’in pasaport bilgileriyle başlayıp bir “kayıp ilanı” gibi ilerleyen ve trajik bir sonla biten 1969 tarihli Jane B., ünlü bestecinin Opus 28’deki prelüdleri arasında yer alan, 4 numaralı Mi minör teması üzerine kuruluyken, 1981’de Jane Birkin’le olan ayrılığın ardından Catherine Deneuve’ün seslendirmesi için kaleme aldığı Dépression au dessus du jardin için La tempête (Fırtına) adıyla bilinen 1832 tarihli Etüt Opus 10’daki 9 numaralı Fa minör besteden esinlenmişti Gainsbourg. Kızı Charlotte’la birlikte seslendirdiği tartışmalı parçası Lemon Incest’in ilham kaynağı ise Hüzün adıyla tanınan Etüt Opus 10’daki 3 numaralı Mi majör besteydi.

Maurane'ın 1992’de piyasaya çıkan Sur un prélude de Bach (Bach’ın bir prelüdü üzerine) adlı parçasının hikâyesi yetmişlerin sonuna dayanıyor. O dönemde güçlü sesiyle dikkat çeken Belçikalı genç bir şarkıcı, Claudie Claude takma adıyla caz kulüplerinde sahne alıyordu. 1978’de ünlü orkestra şefi ve söz yazarı-besteci Jean-Claude Vannier Brüksel’de bir konser verdiğinde genç Claudie onunla tanışmaya çalıştı. Gainsbourg, Barbara ve Michel Jonasz için yaptığı çalışmalarla tanınan Vannier’nin, kendi şarkılarından birinin orkestrasyonunu yapmasını hayal ediyordu. Konserin ardından kulise sızmayı başaran Claudie, Vannier’ye olan hayranlığını dile getirerek birlikte çalışmak istediğini söyledi. Ancak Vannier, tanınmayan bu genç şarkıcının teklifini geri çevirdi. Büyük hayal kırıklığına uğrayan Claudie, Vannier tarafından reddedilme duygusunu uzun süre unutamadı. Bu olaydan yıllar sonra, 1980’lerin sonuna doğru, az önce bahsettiğim genç şarkıcının kariyeri Claude Maurane adıyla, özellikle Toutes les mamas adlı parçanın başarısıyla birlikte yükselmeye başladığında ise durum tersine dönecek, bu kez Jean-Claude Vannier, Maurane’a bir şarkı önermek için onunla temasa geçecekti. Fakat bu defa da ilk karşılaşmalarını ve Vannier’nin o zamanki tavrını hatırlayan Maurane onunla çalışmayı reddetti. İşler tersine dönmüştü. Yine de Vannier ısrarını sürdürdü ve bir gün Bach’ın bir prelüdünden bahseden bir metinle birlikte kocaman bir çiçek demeti gönderdi Maurane’a.  Parçada geçen bazı sözcük ve ifadelerden hoşlanmayan Maurane ilk başta şarkıyı kaydetmeyi reddetse de Vannier’nin ısrarı karşısında sonunda razı oldu ve parçayı ilk kez bir konserde seslendirdi. Böylece parçanın dinleyici üzerindeki etkisini gören sanatçı, Kanadalı piyanist Glenn Gould’a ithafen yazılan şarkıyı üçüncü stüdyo albümüne dâhil etti. Tahmin edileceği gibi müzikseverlerin büyük beğenisiyle karşılaşan parça kendine hem Top 50 listesinin üst sıralarında yer buldu hem de Maurane repertuarının vazgeçilmezlerinden birine dönüştü.

Johnny Hallyday, 1970 tarihli albümü “Vie”de, Philippe Labro'nun imzasını taşıyan Poème sur la septième adlı şiiri, Beethoven’in 7. Senfonisi'nin 2. bölümü üzerine okumuştu. Şiir, yaşamını; yıkılmış, çoraklaşmış bir dünyada sürdürmek zorunda olan bir gencin şaşkınlığını ve öfkesini konu alıyordu. Anlatıcı plajların, nehirlerin, patikaların, evlerin ve oynayan çocukların yer aldığı fotoğrafları görünce bunlara inanamıyor ve: “Kim koşmuş bu plajda? Kumlar gerçekten beyaz mıydı?” “Kim yüzmüş bu nehirde?” “Bu fotoğraflar sahte değil mi? Bütün bunlar gerçekten var oldu mu?” diye soruyordu. Distopik ve de sinematografik bir hava taşıyan metin, hem yakın geçmişe yaşanan Hiroşima gibi yıkımlara hem de gelecekte insanın doğayı yok etme olasılığına gönderme yapması açısından Fransız pop/rock müziğinin ekoloji ve ekosistem yıkımı temasını işleyen erken örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Michel Delpech ise 1967'de, Mozart’ın ünlü Türk Marşı'ndan yaptığı Tête de turc adlı uyarlamayı piyasaya sürmüştü. 19. yüzyılda, lunaparklarda oynanan bir oyundan gelen Avoir une tête de turc (Türk kafasına sahip olmak) deyimi Fransızcada, sürekli olarak etrafındakilerin şakalarına maruz kalan ya da onlar tarafından günah keçisi ilan edilen kişiler için kullanılıyor. Parçada da, daha okul yıllarından itibaren arkadaşlarının kendisine yaptığı şakalarla başı dertte olan ilerleyen yıllarda da aşk hayatında ihanete uğrayıp, âşık olduğu kadının sevgilileri tarafından alaya alınan talihsiz bir adamın hikâyesini anlatıyor Delpech.

Üç yaşında difteri nedeniyle neredeyse tamamen kör olan Joaquín Rodrigo, 1933’te piyanist Victoria Kamhi ile evlenmişti. Çift, evliliklerinden kısa süre sonra Madrid civarındaki Aranjuez’i ziyaret etmiş ve kraliyet sarayının bahçelerinden fazlasıyla etkilenmişti. 1938’in Eylül ayında, İspanya İç Savaşı sırasında San Sebastián’da gitarist Regino Sainz de la Maza ve Marqués de Bolarque ile yemek yemek için bir araya geldi Rodrigo. Sainz de la Maza ondan bir gitar konçertosu yazmasını istedi, Rodrigo da bunu kabul etti. Söz konusu eseri, 1938 sonu ile 1939 ortası arasında Paris’teki Rue Saint-Jacques’taki evinde besteledi sanatçı. Önce eserin ünlü Adagio teması geldi Rodrigo’nun aklına. Çoğu anlatıya göre, bu bölüm Victoria ile Rodrigo’nun ilk çocuklarının ölü doğması ve Victoria’nın ölümün eşiğine gelmesiyle bağlantılıydı. Victoria daha sonra bunun hem Aranjuez’deki mutlu günlerin anısı hem de bu kaybın acısı hakkında olduğunu söyleyecekti. Bunun yanı sıra bu bölümde gitarın nabız gibi atan ritmi, bazı kaynaklar tarafından “kalp atışı” ve Tanrı’ya yalvarış olarak da yorumlanmış, Rodrigo ise eserini, Aranjuez’deki sarayın bahçelerindeki hatıralarıyla özdeşleştirerek “manolyaların kokusu, kuşların ötüşü ve fıskiyelerin şırıltısı” olarak tarif etmişti. 1967’de, ya da başka bir deyişle eserin bestelenmesinden yaklaşık otuz yıl kadar sonra ise, Fransa’daki yé-yé akımının daha ileri yaştaki temsilcilerinden Richard Anthony, Aranjuez’i Fransızca sözlerle popüler müziğe uyarlamak istedi. Sözleri yazması için Guy Bontempelli’yi ikna etti. Rodrigo’nun da onayını alan şarkı 1967’de piyasaya çıktı ve büyük ses getirdi. Aranjuez bahçelerindeki çeşmeler, rüzgârda savrulan gül yaprakları ve zamanla çatlayan duvarlar üzerinden hem aşkı hem de geçmişin izlerini anlatan Aranjuez, mon amour adlı parça: “Bir Mayıs sabahı geldiler ve tüfeklerinin ucuyla duvarlara tuhaf şeyler yazdılar” gibi dizelerle İspanya İç Savaşı ve Franco döneminde göndermeler yapıyordu. 

Beethoven Für Elise adlı ünlü meldoisini 1810’da bestelese de pek de fazla önemsemediği bir eser olduğu için hayatı boyunca yayınlamamıştı. Eser, böylelikle ilk kez o öldükten tam 40 yıl sonra, 1867’de müzikolog Ludwig Nohl tarafından yayınlandı. Bestenin ithaf edildiği Elise’nin ise kim olduğu hâlâ kesin değil. En yaygın görüş, Beethoven’ın el yazısının yanlış okunduğu ve eserin aslında 1810’da evlenme de teklif ettiği öğrencisi Therese Malfatti’ye ithaf edildiği bu nedenle de asıl adının Für Therese olduğu yönünde. Müzikolog Klaus Martin Kopitz ise 2010’da bestenin on yedi yaşındaki soprano Elisabeth Röckel’e ithaf edildiği yönünde kayıtlara ulaştığını belirtirken 2014’te Kanadalı müzikolog Rita Steblin eserin o dönemde bir dahi olarak görülen çocuk piyanist Elise Barensfeld’e ithafen yazılmış olabileceğini iddia etti. Dünya çapında tanınan bu ünlü melodi birçok farklı sanatçıya da ilham kaynağı oldu. Örneğin Charles Aznavour, 1994’te yayınladığı albümünde, bu eserden esinlenerek kaleme aldığı bir parçaya yer verdi. Je t'aime A.I.M.E. adlı parçada, daha romantik bulduğu için sevgilisine eski zamanlardaki gibi mektup yazmak isteyen bir adamın öyküsünü anlatıyor sanatçı. Dilbilgisi konusunda bir hayli zayıf olan bu adam okunuşları aynı ama yazılışları farklı kelimeleri nasıl yazacağına karar veremiyor ya da bazı kelimelerdeki harfleri karıştırıyor. Şarkı yazarken yanında her zaman bir eş anlamlılar sözlüğü bulunduran Aznavour’un aksine, sözlükten de mahrum olunca sonunda mektubu yazmaktan vazgeçiyor ve aklından geçenleri sevgilisine telefon edip söylüyor.

Kaynaklar:

- 1001 histoires secrètes de chansons, Fabien Lecœuvre, Editions du Rocher, 2017

- L'Intégrale Gainsbourg: La petite histoire de toutes ses chansons, Gilles Verlant, Loïc Picaud, Fetjaine, 2011

Şarkıcı / YorumcuParça AdıAlbüm AdıSüre
Yves Montand Quand tu dors près de moi [RE]découvrez Yves Montand 2:49
Jane Birkin Baby Alone in Babylone Baby Alone in Babylone 3:54
France Gall Poupée de cire poupée de son Mes Débuts 2:32
Jane Birkin Jane B. Jane Birkin & Serge Gainsbourg 3:05
Catherine Deneuve Dépression au dessus du jardin Souviens-toi de m'oublier 3:18
Maurane Sur un prélude de Bach Best of 4:50
Marc Lavoine J'aurais voulu Marc Lavoine 4:27
Johnny Hallyday Poème sur la septième On Stage (Live) 3:38
Michel Delpech Tête de turc (Mix 2025) 1964/1967 1:49
Richard Anthony Aranjuez mon amour Les chansons d'or 4:54
Nana Moskouri & Serge Lama Habanera de Carmen Alléluia 3:58
Charles Aznavour Je t'aime A.I.M.E. Palais des Congrès 97/98 3:42