Bu İşin İçinde Bir İş Var

Hüsnükuruntu
-
Aa
+
a
a
a
""

Bu bölümde yıllardır en çok tekrar edilen ama belki de en yanlış anlaşılan cümlelerden birini konuşacağız:

“Everything happens for a reason.”
Yani, her şeyin bir sebebi vardır.

Bu cümleyi duyunca çoğumuzun aklına şu gelebilir: Sanki evrende oturan görünmez biri hayatımızın senaryosunu önceden yazmış; yaşadığımız her ayrılığı, her başarısızlığı, her kaybı tek tek planlamış gibi. Belki de bu yüzden modern insan bu önermeden rahatsız oluyor. Çünkü onu, çiğ bir kadercilik olarak okuyor.

Ama ya problem cümlenin kendisi değil de, onu anlama biçimimizse?

Modern insan mistik kader fikrine mesafeli dursa da; aslında çocukluğun, genetiğin, bilinçaltının ve algoritmaların hayatını yönettiğini kabul ederek kader fikrini farklı kavramlarla yeniden üretir. Çünkü bunların hepsi, bireyin iradesini aşan görünmez belirleyicilerdir. Belki de itiraz ettiğimiz şey kaderin kendisi değil, ona verdiğimiz isimdir.

Üstelik modern bilim de artık dünyayı doğrusal neden-sonuç zincirleriyle değil, karmaşık sistemler üzerinden okumaya başladı. Hiçbir olay tek başına gerçekleşmiyor. Her olay, sayısız değişkenin birbirini etkilemesiyle ortaya çıkıyor. Biz ise bu devasa ağın yalnızca birkaç santimetresini görebildiğimiz için, yaşadığımız kırılma anlarını çoğu zaman rastlantı ya da anlamsızlık olarak yorumluyoruz.

Hayat ileri doğru yaşanıyor ama geriye doğru anlaşılıyor.

Çünkü yaşarken elimizde yalnızca tek bir sayfa var. Romanın tamamını bilmiyoruz. Bir romanın ortasından tek bir sayfa okuduğunuzda karakterlerin neden sustuğunu, neden ayrıldığını ya da neden ağladığını anlayamazsınız. Hatta bazı sahneler gereksiz bile görünür. Ama romanın sonuna geldiğinizde dönüp aynı sayfayı tekrar okursunuz ve bu kez her cümlenin başka bir ağırlık taşıdığını fark edersiniz.

Ben kötü bir sürecin tam ortasındayken kendime hep aynı soruyu soruyorum:

“Acaba bunu ne zaman anlamlandırmaya başlayacağım?”

Çünkü biliyorum ki o günü gördüğüm an, artık o olayın tam ortasında değilimdir. Ondan biraz uzaklaşmışımdır. Acının merkezinden çıkıp hikâyeye dışarıdan bakabilecek kadar yol almışımdır. Belki yara tamamen iyileşmemiştir ama artık sadece canım yanmıyordur; ne yaşadığımı da görmeye başlıyorumdur.

İşte belki de “Everything happens for a reason” cümlesinin en dürüst anlamı bu. O sebep, olay yaşanırken bize açıklanmıyor. Hatta çoğu zaman yıllarca görünmüyor. Sebep, zamanın içinde yavaş yavaş beliriyor. Geleceği önceden bilmek mühim değil; vardığın yerden geçmişe dönüp baktığında birbirinden kopuk sandığın noktaların aslında başından beri aynı çizginin üzerinde olduğunu fark edebilmek mühim.

Bu yüzden “Everything happens for a reason” cümlesini, “Gerçeklik, benim bugün kavrayamayacağım kadar karmaşık bir anlam örgüsüne sahip olabilir.” şeklinde okumayı daha isabetli buluyorum.

Belki de kader, önceden yazılmış ve değiştirilemez bir senaryo değil; milyarlarca nedenin, olasılığın ve karşılaşmanın zaman içinde birbirine bağlanarak oluşturduğu büyük örüntünün ta kendisidir. Biz o örüntünün tamamını hiçbir zaman göremeyiz; yalnızca yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bazı düğümlerin neden tam da orada atıldığını sezebiliriz.

İşin ilginç tarafı şu: Modern insan davranışlarını görünmeyen etkenlerin şekillendirdiğini kabul ediyor; sadece bunlardan hangilerinin “meşru” olduğuna o pozitivist akıl süzgeciyle karar veriyor. Her şeyin mutlaka somut kanıtlara dayanması, beş duyu organıyla algılanabilmesi ve ölçülebilmesi yönündeki o çok insani, o bizi koruyan rasyonel refleksimiz; sınırları nerede çizeceğimizi de belirliyor.

Çünkü rasyonel zihin, elle tutamadığı bir anlamın içinde kaybolmaktan korkar. O yüzden güvenli alanlarda kalmak isteriz:

Genetiğe inanıyoruz. Çocukluk deneyimlerinin bugünkü hayatımızı şekillendirdiğine inanıyoruz. Algoritmaların bizden bile iyi kararlar verebildiğini kabul ediyoruz.

Yani aslında hayatımızı bizim irademizin ötesinde etkileyen görünmez sistemlerin varlığıyla bir derdimiz yok; onları zaten kabul ediyoruz.

Peki neden bunlardan bazılarına “bilim”, bazılarına ise peşinen “mistisizm” ya da “hurafe” diyoruz?

Belki de modern insanın kaderle kavgası, kader fikrinin özüyle değil; o görünmez nedenleri hangi dilde, hangi meşruiyet sınırında konuşacağımızla ilgilidir.

Ve belki de sonunda mesele, her şeyin bir sebebi olup olmaması değildir.

Mesele, bizim o sebebi ne zaman görebilecek kadar uzaktan bakmaya başlayacağımızdır.

Belki de olgunlaşmak; başımıza gelen her şeyin nedenini öğrenmek değil, bazı nedenlerin ancak zamanı geldiğinde görünür olacağını kabul edebilmektir.

Çünkü hayatın örüntüsü, tek tek olayların içinde değil; olayların zaman içinde kurduğu ilişkilerde beliriyor.

Ve belki de bu işin içinde gerçekten bir iş vardır.