Ekonomi Politik’te Ali Bilge, Kürt sorununun çözümüne yönelik Çerçeve Yasa’nın yetersizliklerini ve geçmiş çözüm süreçlerini değerlendirirken, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın belirsizliklerini de ele alıyor.
Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!
Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!
Özdeş Özbay: Günaydın!
Ö.M.:Ekonomi Politik gündeminde neler var bu hafta?
A.B.: Zaten haftanın kapanışını malum Çerçeve Yasa ile gerçekleştirdik, ondan sonra da Meclis tatile girdi.
Ö.Ö.: Daha girmedi.
A.B.: Bugün mü giriyor?
Ö.Ö.: Daha genel kurul var.
Ö.M.: Genel kurulda oylamadan sonra.
Ö.Ö.: Daha kabul edilmedi.
A.B.: Doğru, tamam.
Ö.Ö.: Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.
A.B.: Evet ve genel kurula iniyor.
Ö.Ö.: Evet.
A.B.: Değişikliğe uğramadan geçti değil mi?
Ö.M.: Evet, kavga gürültü oldu ama hiçbir değişiklik olmadı.
A.B.: Kürt sorununu ilk ne zaman duyduğumu, karşılaştığımı hatırlamaya çalıştım. Çok erken politize olan bir kuşağa mensubum; 15-16 yaşlarında dönemin sol gruplarıyla flört etmeye başladık. 1970’li yılların ikinci yarısı, Milliyetçi Cephe hükümetleri dönemiydi, kitle örgütlerinin düzenlediği yürüyüşlerle birlikte mitingler olurdu. Hayatımda ilk defa ‘Kürdara Azadi’ sloganını bir mitingde duydum; anlamadım, arkadaşıma sordum, o da bilmiyordu ama biz o sloganı attık. Sonrasında sloganın anlamının, ‘Kürtlere özgürlük’ olduğunu öğrendik. O yıllarda Kürtlere özgürlük demek, 141-142’ye giren suçlar kapsamındaydı, ağır cezalandırılıyordu.
Kürt meselesi ile ilk karşılaşmam böyle oldu. Üstünden 50 yıl geçmiş, 50 yıl boyunca Kürt sorununu hem öğrendik, hem de yaşadık ve “Kürdara Azadi”den Çerçeve Yasa'ya kadar da geldik.

Türkiye’de kullanılan bir yasa tekniği var, hiç de doğru olmayan bir yasama tekniği ve sanırım bize özgü; adına ‘torba yasa’ denir. Çıfıt çarşısı gibi, her şeyi içine atarsınız ve iktidar da sıkça başvurur. Şimdi de yeni bir yasa tekniğimiz doğdu: 'Çerçeve' yasamız’ oldu. 'Çerçeve Yasa serisine başlıyor muyuz, başlamıyor muyuz?' anlamış değilim. Ancak çerçeve kimleri mutlu etti, edecek onu da anlamış değilim doğrusu çünkü bu çerçevenin içi dolu değil. Çerçeveye ek bir şeyler de ortada yok. Çerçevenin adına ve içine bakın, bir kez bile Kürt kelimesi geçmiyor.
Ö.M.: Evet o çok çarpıcı!
A.B.:‘Milli dayanışma’ yasası olarak tanımlanıyor ama hangi milli? Kürt milli mi, Türk milli mi? Kürtler ve Türkler birlikte mi dayanışıyor? Kadim 150 yıllık Kürt sorununu çözmeye başlamak böyle mi olmalı? Kiminle yapıldı bu anlaşma?Kimlerle yaşanan sorunu çözmek üzere yapıldı? Tamil gerillalarıyla mı, Kolombiyalı Farcla mı? Faslı Polisario cephesiyle mi yapıldı? Ayrıca böyle adımlar atıldığında silahları bırakanlara ve örgütü feshi edenlere bazı jestler de yapılır.
Ö.Ö.: Bu arada metinde bu sorduğunuz soruların bir kısmından bahsediliyor, örgüt adı veriliyor. Daha Madde 1’den başlıyor ‘Amaç ve kapsam...’ diye, ‘PKK, KCK terör örgütü...’ diye başlıyor.
A.B.: Bu mücadeleyi veren halkın ismi geçmiyor, onu demek istiyorum yani özgürlük ve haklar mücadelesi veren halkı kast ediyorum..
Ö.Ö.: Terör örgütü deniyor bu yasanın içerisinde, onun mensuplarına yönelik çıkarılıyor. Dolayısıyla ‘bu mücadeleyi veren halk diyorsunuz ama devlet böyle görmüyor zaten. Adı o yüzden geçmiyor. Bir de örgüt özelinde...
A.B.: Anladığım kadarıyla Çerçeve Yasa seni memnun etmiş ama beni memnun etmedi. Bakın, Türkiye’de milyonlarca metrekarelik mayınlı arazi var, köy koruculuğu devam ediyor, hâlâ bütçeden pay alıyor. 1965’ten nüfusumuzda Kürt tanımını sildik, nüfusumuzda ne kadar Kürt kökenli vatandaş var bilmiyoruz. Faili meçhullerin sayısını bilmiyoruz, çerçevede “faili meçhuller için araştırma yapacağız” diye en ufak bir ibare var mı? Terörle mücadele yasamız var, ağzını açsan oraya sokuyorlar, bu yasanın değiştirileceğine ilişkin bir adım mı atıldı? İlaveler mümkün ama Çerçeve Yasa'nın tatmin edici olması içinin dolduran eklerle mümkün olabilirdi.
Elbette barışa atılan her adıma varız, hiç kimse bunu reddetmiyor. Adım ne olursa olsun, savaşın durması, çatışmanın durması, insanların ölmemesi tabii ki hepimizin istediği bir durum. PKK memnun mu? PKK’nın adı da ‘hareket’ olmuş galiba.
Ö.Ö.: Hayır, onlar kendilerine öyle diyorlar.
A.B.: Eski PKK “hareket" olarak açıklamada bulunuyor.
Ö.Ö.: Evet.
A.B.: Biraz da bu süreç nasıl başladı, ona bakalım. PKK’nın Türkiye içerisinde askeri üstünlüğü, özellikle Hendek savaşlarından sonra ve Suriye’de de YPG oluşumuna PKK’nın katkıda bulunmasından sonra önemli ölçüde azalmıştı. Kimileri Türkiye etkisinin azalmasına ‘dron etkisi’ dedi, Suriye’ye güçlerin kaydırılması sonucunda Türkiye içinde PKK gücünün azaldığı belirtilmişti.

Ayrıca yakın dönemde ABD’nin, Suriye dahil bölgeye format attığına tanık olduk. Irak ve Suriye Kürtleriyle ABD arasında olabildiğince sorunsuz, dostane ilişkiler gelişti. Ancak Suriye’de rejim değiştikten sonra yine ABD, YPG’yi eski İŞİD‘çi yeni Suriye lideri Şara ile anlaşmaya zorladı, YPG, Suriye iç savaşı boyunca ortaya koyduğu taleplerinin gerisine düştü. Yani silahların susmasında, ABD’nin bölgeye format atmasının katkısını unutmamak gerekiyor. Bölgede çatışmaların sona erdiren uluslararası konjonktürü görmezden gelemeyiz. Suriye’de devlet değişti.
Ayrıca dün Irak devletinin yeni bir açıklamasını okudum, devleti yönetme ittifakı’ adı altında yapılan resmi bir açıklama bu. Irak içinde yer alan silahlı gruplara, örgütlere, silahlarını bırakma ve teslim etmesi için 30 Eylül’e kadar zaman vermişler. Buna uymayanlar, Irak terörle mücadele yasası kapsamına alınacaklar. Yine bir haber de Kerkük’ten. Kürt grupları Kerkük’te toplanmış ve sanırım fesih olduğu için PKK ismi de yok, toplantıya katılan Kürt gruplar arasında “hareket” ismi de yok. Çerçeve Yasa'ya bakarken bunları da üst üste koyarak bakmak lazım.
Ayrıca Çerçeve Yasa, davulun da tokmağın da iktidarın elinde olduğu bir yasa. Bu çerçeveyi görünce içim acıdı. İçerik boş ama çok hayat var bu çerçevenin içinde; kaç hayat bitti bu çerçeve için? Bunun hesabını veren var mı?Yaşanan tüm bu acıları çerçeveliyor mu bu yasa? Yüzyılın başından aldığımızda ya da 1984’ten bu yana, ölü -sakat Türk, Kürt kaç insan var bu çerçevenin içinde? On binler mi, yüzbinler mi? Tüm bu hayatların karşılığı bir çerçeve mi?
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kürt tarihini biz bu programlarda çok konuştuk. 1922-23 özerklik verilmesine ilişkin bir yaklaşım söz konusuydu. Hatta bir kanunun bile çıktığı söylenir ama gizli tutanaklarda bile yok. Özerklik konusunda Mustafa Kemal’in açıklamaları bile olmuştur. 1923’ten 1938’e kadar yıllarca süren çatışmalı dönem yaşandı. Nasturi Ayaklanması ile 1939 Dersim arasında da kaç hayat yitti, ne kadar maddi kayıplar oldu, doğru dürüst bilmiyoruz. Kürtler I. Dünya Savaşı'ndan itibaren devletsiz ve aldatılan halklar kategorisinde oldular, dört ülkede otoriter yönetimlerin altında yer aldılar. Özerklik verileceği kısa bir sürede unutuldu, ‘herkes Türktür’ denildi.

1984'e kadar silahlı çatışma yoktu, 1984’te düşük yoğunluklu savaş başladı, yıllarca sürdü, arada ateşkesler oldu ama savaş tekrar başladı, Öcalan yakalandı, yargılandı, 2008'de İsveç görüşmeleri yapıldı ve bu dönemki çözüme "Habur Açılımı” dendi.
2003’ün başından beri program yapıyoruz, defalarca konuştuk. Habur Açılımı'nda sınırda mahkemeler kuruldu, PKK’lılar teslim oldu, salıverildi, daha sonra kimileri tutuklandı. Habur Açılımı'nda mitingler, konserler yapıldı. Verilen sözler kısa süre sonra unutuldu. Habur bitti, sonra tekrar savaş başladı. Bir süre sonra adına ‘çözüm süreci’ denilen bir dönem yaşadık 2012-2015 döneminde. O dönemde de bir kanun da çıktı ama çerçeve falan değildi. Ancak daha sonra çözüm için kanun çıkaran hükümetin kendisi kanunu yırttı, tanınmadı. Bunlar hep AKP hükümetleri döneminde yaşandı.
2015’te Erdoğan iktidarına muazzam muhalefette bulunan Bahçeli ve partisi MHP, Erdoğan’ı desteklemeye başladı, Erdoğan’la birlikte ortaklık kurdu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne, otokrasiye geçildi. Dokunulmazlıklar kaldırıldı; savaş, çatışma, kan tekrar başladı, Kürt siyaseti hapishaneleri doldurdu.
10 yılın ardından yine Bahçeli’nin girişimiyle ve Öcalan’ın da el vermesiyle adına ‘İmralı süreci’ denilen süreç, 2024’ün Ekim’inden itibaren başladı. Bahçeli, Öcalan’a ‘umut hakkı’ tanınmasını, örgütü fesih etmesini istedi. Detaya girmeyeceğim ama bugüne geldik.
Silahlar önemli ölçüde bölgedeki gelişmeler nedeniyle susmuştu. Irak devleti, bilhassa Irak Kürtleri ABD’nin Orta Doğu’daki en önemli müttefiki oldu. Suriye Kürtleri de gelişen sürecin önemli bir parçası haline geldiler. Suriye Kürtleri, ABD dostluğunun baskısıyla taleplerinin oldukça gerisine düşerek, eski İŞİD’li Şara ile anlaşmak durumunda kaldılar. Suriye Kürtleri, özerk bir devlet olarak algılanıyordu ancak bugün hala ne oldukları, konumları tanımlanmış değil. Türkiye’de bulunan Kürtler de Öcalan vasıtasıyla, Öcalan’ın devletle olan ilişkileri çerçevesi içerisinde örgütlerini feshetti. Son olarak Çerçeve Yasa kabul edildi.
Ama bu düzenleme, esas itibarıyla ne Türkiyeli Kürtleri, ne de bugüne kadar Kürtlerin hak ve taleplerini desteklemiş sosyalistleri, komünistleri, sosyal demokratları, demokratları tatmin etmiş gözükmüyor. Uzun yıllardır Türkiye’nin en önemli yarası olan Kürt sorununun çözümüne ilişkin esaslı bir adım olduğunu, tatmin edici olduğunu ifade eden pek yok. Çünkü güven yok. Kürtler yüz yıl boyunca aldatılan halklardı; hep sözler veridi ancak uyulmadı.
Bu çerçevenin hakemi kim? Çerçeve Yasa'nın davulu da, tokmağı da iktidarın elinde bulunuyor. Çerçevenin bundan sonrası da, işleyişi de bürokrasiye, Milli Güvenlik Kurulu'na devrediliyor. Eski PKK, yeni ‘hareket’ grubunun açıklamalarını da gördüm ve onlar da yasanın yetersizliklerden “dem” vuruyorlar ama "'Önder Apo', bu işi yürütürse olur" diyorlar.
Çerçeve Yasa, otokratik süreçten demokrasiye evrilmeyi sağlayacak bir içerikte değil; Çerçeve Yasa otokrasi baki kalarak yapılan bir düzenleme. Çerçeve Yasa'nın Erdoğan’ın bir kez daha seçilip seçilmeyeceğine dair adımların desteklenip desteklenmeyeceğine bağlı olarak gelişeceği anlaşılıyor.
Ö.M.: Farklı şeyler de var. T24’ün haberlerinde görüyoruz; Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Aslıhan da bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek Çerçeve Yasa'ya “hayır” oyu vereceklerini açıkladılar. “PKK’lılara Meclis yolu görünüyor” diyor Enginyurt. “Buna terörsüz Türkiye denmez, teröriste plaket verme denir", diye Yeni Parti’den bir açıklama. “'Hayır'da hayır var” ifadesini de kullanmış.
Yeni Parti Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici de milletvekili yeminini hatırlatıp, “Hayatım boyunca ödün vermediğim ve vermeyeceğim kişisel ilkelerim ve milletimizin bana verdiği temsil yetkisi doğrultusunda Pazartesi yapılacak Çerçeve Yasa oylamasında ‘hayır’ oyu vereceğimi tüm kamuoyunun bilgisine sunuyorum,” demiş.
İbrahim Aslıhan da “Demokrasi bölünemez, hukuk seçici uygulanamaz, milli irade iktidarın işine geldiğinde hatırlanamaz,” demiş.
Öte yandan Yeni Parti’den Sezgin Tanrıkulu da Kürt sorununun çözümü için başlatılan süreç kapsamında hazırlanan kanun teklifine Meclis Genel Kurulu’nda “evet” oyu vereceğini açıklıyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de metnin muhalefetle paylaşılmadan Meclis’e sunulmasını eleştirerek, “Siyasi yaklaşımda bir değişiklik olmadığı, usulen bir sürü hatası var," dediğini hatırlatıyor.
Özel’in bu açıklamalarına da işaret eden Sezgin Tanrıkulu, “Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel partimizin tutumunu açıklamış ve tutumumuzda bir değişiklik olmadığını ifade etmiştir. Hazırlama sürecindeki usule ve içerik konusundaki eleştirilerime rağmen şiddet, çatışma ve terör eylemlerini sona erdirecek bu yasaya Meclis Genel Kurulu’nda ‘evet’ diyeceğim” diye bir paylaşım yapmış.
A.B.: Meclis'te olduğunuzda çatışmaların durmasını öngören bir yaklaşıma elbette “evet “demek durumundasınız. Tüm mesele böylesine önemli ve hassas konuda samimiyeti görmektir. Mazi, samimiyetsizlikle dolu. Elbette farklılıklar olacaktır. Yeni Parti'yi oluşturan vekiller farklı hassasiyeti olan bölgelerden gelen vekillerdir. Enginyurt, MHP kökenli CHP’ye gelmiş bir kişidir. Yeni Parti tabii ki rezerv koyarak bu düzenlemeye destek veriyor. Ana muhalefet kuşatılmışken, boğulmaya devam ederken ve üstelik içi boş, yetersizliklerle dolu bir Çerçeve Yasa'ya rezerv koymadan yaklaşmak olmazdı. İyi Parti dışında ülkücü ve milliyetçilerden, diğer partilerden tatmin olmayanlar desteklemek istemeyeceklerdir.
Merak ettiğim, Çerçeve Yasa ile iç cephe tahkimatı gerçekleşti mi? İç cephe neydi ve tahkimatın ne kadarı gerçekleşti? İç cephe tahkimi isteyenler çok mutlu mu? Anlayan var mı?
Ortaya konan çerçeve, Kürt sorununun çözümü için eğreti bir yaklaşım; tatmin edici değil, yeni bir şafak ise hiç değil. Kandırmayalım kendimizi.
Şimdi aklıma geldi, eski yıllarda yaşanmış, hikaye edilen bir durum. Osmanlı'da ya da Cumhuriyet'te geçiyor; Kürt sorunu çatışma-savaş, sonra suskunluk, sonra tekrar savaş döngüsünün yaşandığı bir dönemdeyiz. Bölgeye yetkili Vali Paşa, müfettişler tayin edilir. Çatışmasızlık dönemlerinden birinde Vali Paşa, bölgenin nabzını ölçmeye gider; ağaları, aşiret reislerini toplar ve sorar, "Devletinizden memnun musunuz?” Ağalar, aşiret reisleri, “Devletimizden pek memnunuz” derler. Bu sefer ağalar şeyhler Vali Paşa'ya sorar, "Devletimiz bizden memnun mu?” Vali Paşa, "Elbette çok memnunuz,” der. Görüşme sonlanır, Vali Paşa gider. Sonrasında bir aşiret reisi şöyle der, "Vali Bey bizi kandırıyor, biz Vali Beyi.” Kandırmayalım kendimizi.
Hatırladığım kadarıyla bu diyalog Mete Tunçay’ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetimi'nin Kurulması (1923-1931) kitabında yer alıyordu.
Hep söylüyorum; Kürt siyasetinin artık Öcalan’ı aşması gerekiyor. Erdoğan ve Bahçeli’yi, Öcalan’ı aşmadan gerçek anlamda Kürt sorununa çözüm bulunacağını düşünmüyorum. Demokratikleşme perspektifi olmadan olmaz,çerçevede olduğu gibi sırıtır. Otokrasinin tonu koyulaşırken çıkan bir Çerçeve Yasa ile nereye kadar yürürsünüz? Yasanın çerçeve olması da garip; ‘çerçeve’ ismi de doğru değil, temel yasa çıkması lazım. Yasanın çıktığı gün pek çok hükümet kararının alınması lazımdı, kanuna ihtiyaç duyulmadan kararların alınması lazımdı, Kürt halkına, Kürt vatandaşlara jestlerin yapılması lazımdı.
Birkaç ay içinde Kürt bölgesindeki mayınlı arazileri temizliyoruz, köy koruculuğunu kaldırıyoruz, yer isimlerini değiştiriyoruz, 'Kürt nüfusunu gerçek anlamda belirleyeceğiz' gibi açıklamalar, kararlar olması lazımdı. ‘Terörle mücadele yasasını değiştiriyoruz’ demesi lazımdı. Çerçeve böyle dolar, reform böyle olur.
Çerçeve Yasa'nın önümüzdeki siyasete, bilhassa da Kürt siyasetine etkileri olacak. İktidar, 'Çerçeve Yasa'yı ortaya koydum, daha ileri bir adım istiyorsanız sizin de bir şeyler vermeniz lazım’ diyecektir. İşte o zaman Kürt siyasetinin tavrı çok önemli. Öcalan’ın fonksiyonu bu durumda nasıl olacak? Çerçeve Yasa sonrasında Kürt dünyasına ilişkin yapılacak anketlere bakmak lazım. Kürtlerin ne kadarı mutlu? Çerçeve Yasa Öcalan’a karşı olan ilgiyi azalttı ya da azaltmadı mı, bunları göreceğiz. Çerçeve Yasa umarım duvarda çerçeve olarak kalmaz.

Ö.M.: Mekke Anlaşması'ndan da biraz bahsedelim mi?
A.B.: NATO Anlaşmasına benzer maddeleri var. Mekke Anlaşması'nda Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye var ki Mısır’ın da gireceği söyleniyor. Pakistan, Hindistan ile çatışıyor; İran, Suudi Arabistan ile çatışıyor. Peki neden Türkiye burada? Anlayan varsa beri gelsin! NATO’nun 5. Maddesi gibi bir madde de bulunuyor ve bu, en önemli belirleyici husus. Bu maddeye göre anlaşmaya dahil ülkelerden birine saldırı olursa, öbürü kendisine yapılmış sayıyor.
Daha önce bölge için Abraham Anlaşması yapıldı; Trump, “Türkiye de buna dahil edilecek,” dedi. Abraham Anlaşması, İsrail’i kollayan bir anlaşma. Abraham Anlaşması'na Türkiye yanaşmıyor çünkü İsrail ile yan yana görünmek istemiyoruz ancak Trump istiyor. Mekke, Abraham Anlaşması'nın tamamlayıcısımı?Örtük bir şekilde Abraham Anlaşması'na mı yaklaşılıyor?Neden böyle bir ihtiyaç duyuldu?
İran, Doğu'da en büyük sınırımız; doğal gaz ve petrol alıyoruz, yıllardır ticaretimiz var, Kasr-ı Şirin Antlaşması'ndan bu yana (1639) İran ile savaşımız yok. İran ile Suudi Arabistan halihazırda çatışıyorlar. Pakistan, İran ile ABD arasında arabulucu rolünde ama İran ile problemleri de var. Bu antlaşma kamuoyunda tartışılmış, anlaşılmış, parlamentoya anlatılmış değil ve anlaşılan Orta Doğu’da da bir 'çerçeve yasa' anlaşma var.
Ö.M.: Anlaşma tek cümleyle tam anlaşılmayabilir diye ufak bir izahatta bulunalım isterseniz; Mekke Ortak Savunma Anlaşması diye bir şey var ve 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından imzalandı. Anlaşmayla taraf devletlerden herhangi birine yönelik saldırının, tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak değerlendirilmesi taahhüt ediliyor; buna “kolektif güvenlik” diyorlar. Anlaşma, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından, Şerif’in Suudi Arabistan’a yaptığı devlet ziyareti sırasında imzalanmıştı. Sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Türkiye de Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na dahil oldu. Bunu kastettiğimizi bir cümleyle özetlemek istedim.
A.B.: Mekke Savunma Anlaşması’nı parlamentoya ve kamuoyuna iktidarın anlatması lazım çünkü anlaşma metni de ortada yok.
Ö.M.: Evet, o söylediğiniz çok önemli; anlaşma metni ortada yok.
A.B.: Açıklanmayan metin üzerinde konuşuyoruz, Şimdi, İran ile Suudi Arabistan kavga ettiğinde biz İran’a mı müdahale edeceğiz?! Hürmüz’de savaş oluyor, adam gönderiyor füzeyi Arabistan’a ya da onlar İran’a, arabulucuyuz aynı zamanda, garabet bir durum! Mekke Anlaşması'nın arka planı nedir? Bir plan varsa anlatsın, az bilgiyle bu kadar konuşabiliyoruz. Hindistan ile Pakistan savaştı, çatışmalar geçen sene vardı, ne yapacağız biz şimdi, Hindistan’la mı savaşacağız?
Ö.M.: Evet, ilginç ve muğlaklık içeren bir durum.
A.B.: Geçmişte Necmettin Erbakan’ın ‘İslam NATO’su kurma hayali vardı ama bu o değil. Avrupa Birliği'ne karşı ekonomik işbirliği olarak D8’i kurmuştu. Bu anlaşmanın arkasında Barack Obama ya da ABD’nin dizaynının olmaması mümkün değil. Bununla ne amaçlanıyor? Gerçekten bilmediğimiz, çözemediğimiz bir durum.
Ö.Ö.: Barack Obama mı?
A.B.: Pardon, Tom Barack! Barack Obama nereden çıktı? Sıcakların etkisi olmalı! Tom Barack'ın katkısı nedir? ABD’nin katkısı nedir? Niçin böyle bir ihtiyaç doğdu anlamış değiliz ama ihtiyaç doğmadan da pek çok kararın alındığı, yasaların düzenlendiği, ülkenin ihtiyaçlarına göre değil de iktidarın kişisel durumlarına göre işlerin cereyan ettiğine tanık oluyoruz.
Ö.M.: Peki, bunun üzerinde daha konuşma fırsatı buluruz. Süreyi bitirdik, çok teşekkür ederiz.
A.B.: Hoşçakalın!
Ö.M.: Görüşmek üzere.
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.


