Tarlanın, Pazarın, Sofranın Geleceği'nde Fırat Karakurt ve Bediz Yılmaz, şehirde ekolojik yaşam ve gıda topluluklarını ele alıyorlar.
Çileğin ağaçta yetiştiğini düşünen sadece çocuklar değil. Gıda soframızdaki zenginlik, ağzımızdaki tat, yaşam kaynağımız olmaktan çıkıp, bedenimiz için yakıt sağlayan bir metaya dönüştü. Bugün kentte yaşayanların büyük kısmı gıdayı sadece süpermarket raflarında görüyor, sebzeler dahil yiyeceklerinin tamamını paketlenmiş olarak alıyor.
Kent bostanları ile kent çeperlerindeki tarımsal bölgeler, çiftlikler ve tarım alanları bu yabancılaşmayı kırmak için önemli bir potansiyel taşıyor. Çünkü bu yabancılaşmayı kırmadığımız sürece insanlar gıdanın nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, gıda üretim yöntemlerinin doğa ve insan bedeni üzerindeki etkilerini bilmeden alıp yemeye devam edecekler.
Tüketimden sonrası da başka bir bilmece, gıda ambalajları ve organik atıklar nereye gidiyor, kendi kendine yok oluyor mu yoksa bir yerde birikiyor mu, biriktiği yerde nasıl bir zarar veriyor, “geri dönüşüm” bir şehir efsanesi mi? Pek çok insanın bu konuda bir fikri ya da bilgisi yok. Oysa bu konularda bilinçlenmek gerekli ve kent bostanları bu bilinci oluşturmak açısından önemli bir fırsat sunuyor. Özellikle çocuklar, küçük yaşlardan itibaren bir kent bostanına gidip geldiğinde ya da küçük bir aile çiftliğinde zaman geçirdiğinde sebze meyvenin hangi mevsimlerde, kimler tarafından ne tür bir emekle yetiştiğini, çiftlik hayvanlarının yaşamını ve bakımını gördüğünde gıda ile gerçek ve başka bir ilişki kuruyor.
İstanbul’daki Piyalepaşa, Yedikule gibi tarihi bostanlar, mahalle bostanları ve kampüs bostanları kendi gıdasını üretmek, toprakla yeniden bağlantı kurmak isteyenler için kaçırılmayacak fırsatlar.

Toprakla yeniden bağ kurmak
Sağlıklı gıdaya ulaşmanın, yerel, temiz, ekolojik üretim yapan çiftçi ile bağ kurmanın onları desteklemenin yollarından biri de gıda toplulukları. Gıda toplulukları doğrudan üreticiye gidip ürünü satın alarak “aracıyı ortadan kaldırdım, üreticiye destek oldum”dan öte üretim sürecine pek çok açıdan destek olmayı da amaçlayan bir sistem. Üreticiyi de tüketiciyi yan yana getiren ve ikisini türeticilik gibi bir kavramda buluşturan bir sistem.
Tüketici ata tohumuyla, zehirsiz ve doğaya zarar vermeden üretilmiş gıdaya makul fiyatlarla ulaşırken, üretici üretim sürecinde karşılaştığı zorlukları, iklim krizinin etkisiyle artan riskleri tek başına üstlenmek yerine tüketicilerle paylaşıyor. Herkesin hayrına, dayanışmaya dayalı sağlıklı ve sürdürülebilir bir gıda sistemi kuruluyor.
Mahallenizde, işyerinizde ya da çocuğunuzun okulunda bir gıda topluluğu kurarak siz de bu sisteme dahil olabilirsiniz.
Gıda toplulukları nasıl işler, nasıl üye olunur, kendi gıda topluluğunuzu nasıl kurarsınız, Türkiye’deki gıda toplulukları ne amaçla kurulmuştur, nasıl çalışır ve onlarla nasıl bağlantıya geçebilirsiniz tüm bu bilgilere gıdaktopluluklari.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

Kent bostanları
İstanbul’da bostan geleneğinin geçmişi yüzlerce yıl geriye gidiyor. Piyalepaşa bostanı yaklaşık 450 yıl önce kurulmuş. Yedikule bostanlarının geçmişi ise çok daha eskilere II. Theodossius’un hükümdarlığına kadar uzanıyor. Zamanında kenti beslemek için kurulmuş bu bostanların bugün İstanbul’u beslemesinden söz edilemez fakat deprem, pandemi gibi doğal afet ve toplumsal krizlerde kentin direncini artıracak mekanlar bu bostanlar. Dünyada pek çok örneği var, mesela Küba’da 90’dan sonraki ambargo döneminde başkent Havana başta olmak üzere şehirlerdeki boş arsalar, çatılar ve balkonlar bostana çevrildi. Organik tarım kooperatifleri kuruldu. O dönemde zorunlu olaraka başlayan bu kentsel ve organik tarım hamlesi sayesinde Küba, halkın asgari gıda ihtiyacını karşılamayı başardı ve büyük bir açlık krizini atlattı. Büyük kentlerin gıda anlamında dışa bağımlılığı kriz zamanlarında kent halkını özellikle zora sokuyor, böylesi büyük felaketleri beklemeden de bu adımlar atılabilir, kentler gıda konusunda daha dirençli hale getirilebilir.


