...ve Donald Trump’ın Atış Poligonuna Dönüşen Bu Dünya.
Açıkçası, insan böyle bir dünyayı uyduramazdı, değil mi? 2016’dan önce hangi karanlık hayalde — ya da komedide — Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak karşımıza çıkacağını düşünebilirdik ki? Bir zamanlar böyle bir ihtimali ben hayal bile edemezdim; eminim siz de edemezdiniz. Bir zamanlar bu, şaka olarak bile işe yaramayacak kadar saçma olurdu.
Ve eğer 24 yaşımdayken, o sırada devam eden Vietnam Savaşı’nı protesto etmek içinaskerlik celp kartımı teslim ettiğimde, bana neredeyse 60 yıl sonra ülkemin — evet, gerçekten! — Başkan Donald J. Trump’ın liderliğinde, binlerce kilometre ötede, hiç kimsenin, hatta Amerika Birleşik Devletleri başkanının bile açıklayamadığı bir başka saçma savaşa gireceğini söyleseydiniz, sizin aklınızı kaçırdığınızı düşünürdüm. Açıkçası, ülkemin şimdi — dünyadaki onca yer arasından — İran’a karşı savaş yürütüyor ve daha da fazla savaşla tehdit ediyor olduğuna inanamıyorum. Şu anda, bu gezegende bunun hiçbir anlamı yok. Ya da belki de aslında şunu demek istiyorum: Donald Trump’ın ikinci kez Amerika Birleşik Devletleri başkanı olmasından daha fazla bir anlamı yok.
1960’larda ve 1970’lerin başlarında bile, elbette Vietnam’ın komşuları Kamboçya ve Laos’a karşı yürütülen savaşlar da dahil olmak üzere, bütünüyle çılgınca ve vahşi bir dizi çatışmanın içindeydik. Ve bu savaşlarda — bugün buna inanmak bile zor —yüz binlerce insan hayatını kaybedecekti. Üstelik gerçekten de bu ülkelerin hepsi, Amerika Birleşik Devletleri’nden yalnızca binlerce kilometre değil, aynı zamanda akıl dışı gerekçeler kadar da uzaktaydı.
Düşünün ki ABD ordusu o yıllarda yalnızca Laos’aen az iki milyon ton misket bombası bıraktı; bu miktar, İkinci Dünya Savaşı boyunca atılan bombaların toplamından bile fazlaydı.
Ve şimdi, böylesine yıkıcı savaşlardan görünüşe bakılırsa hiçbir ders çıkarmamış olan Amerika Birleşik Devletleri, bir şekilde yine aynı şeyi yapıyor — ve evet, bunu italik yazmamak elde değil! — Donald J. Trump’ın liderliğinde bir kez daha aynı yola giriyor.
Elbette, Vietnam Savaşı döneminden çok daha önce bile ülkem, dünyada benzeri pek görülmemiş ölçüde “büyük” bir küresel emperyal güce dönüşmüştü. Ordusunu, bugün hâlâ yaptığı gibi, dünyanın dört bir yanındaki onlarca ülkede bulunan kelimenin tam anlamıylayüzlerce üsse konuşlandırmıştı ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde de bu askerî gücü fazlasıyla sık kullanacaktı. Ne de olsa ben daha altı yaşındayken ABD, binlerce kilometre uzakta — evet,Kore’de! — bir savaşa girişmişti. Elbette bu 1950 yılındaydı ve kendi çağımıza kadar uzanan sonraki çatışmalarda olduğu gibi — burada örneğin Donald Trump’ın hakkında pek az yazılıp çizilen ancak hâlâ sürenSomali’ye yönelik bombardıman harekâtını düşünüyorum; evet, Somali! — başarı hiçbir zaman gerçekçi bir ihtimal değildi. Bu yüzden, ürpertici bir açıdan bakıldığında, bugün İran’la yürütülen savaşta aslında pek de yeni bir şey yok; hatta fazlasıyla öngörülebilir bir tarafı var, sizce de öyle değil mi?
Ah, elbette bir fark var; bu ülkenin artık başında kendine özgü bir deli figürü var ve onun yürüttüğü mevcut savaş da, bütün savaşlar gibi, atmosfere büyük miktarlarda fosil yakıt kaynaklı emisyon salıyor. Üstelik Trump, bunların iklimi ısıtan zararlarını bir“aldatmaca” ve “şimdiye kadar yapılmış en büyük sahtekârlık” olarak nitelendirdi. Bütün bunlar, benim gençliğimdekinden farklı olarak artık ciddi biçimde kavrulmaya başlayan bir gezegende yaşanıyor. Buna inanmıyorsanız, aşırı sıcak geçen bir yazın sonuna yaklaşanAvrupalılara sorun. Bu da Donald Trump’ın yalnızca kendisinden önceki pek çok başkan gibi İran gibi belirli ülkelere karşı değil, aynı zamanda hepimize ve bizzat gezegene karşı da savaş açabilmesini mümkün kılıyor.
Elbette, Amerikan askerî üslerinin ve savaşlarının tarihini günümüze kadar ele alırken bu yazının gülünç derecede uzamasını önlemek için, Vietnam’daki — ve Laos ile Kamboçya’daki — savaşların sona ermesinden bu yana geçen on yıllarda yaşanan fazlasıyla “Amerikan usulü” çatışmanın pek çoğunu dışarıda bırakmak zorundayım. Bunlar arasında Afganistan, Irak, Libya, Somali — ben bu satırları yazarken ABD Afrika Komutanlığı yılın78’inci hava saldırısını henüz gerçekleştirmişti — ve Yemen’in yanı sırabaşka yerlerdeki savaşlar da var.
(Buna, görece yakın zamanda Trump döneminde — evet! —Nijerya’da gerçekleştirilen bombardımanlar gibi daha kısa süreli müdahaleleri bile dahil etmiyorum.)
Görünen o ki dünya artık başkanın atış poligonuna dönüşmüş durumda. Nick Turse’ün kısa süre öncedikkat çektiği gibi, Trump’ın dünya çapında yürüttüğü öldürme politikası, Amerikalıların neredeyse hiç ölmediği ama “Öteki” olarak görülen insanların çok büyük sayılarda hayatını kaybettiği son derece asimetrik bilançosuyla, sömürgecilik çağında beyaz olmayan halklara yönelik katliamları açıkça hatırlatıyor. Turse’ün ifadesiyle, “bizim” başkanımız “Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya, oradan Afrika’ya kadar orantısız katliamı kendine özgü bir başarıya dönüştürdü.” Ve unutmayın, sözünü ettiğimiz kişi, iki başkanlık dönemi arasındaki 2023 yılında “Modern tarihte yeni bir savaşa girmeyen tek başkan bendim... Bizi savaşlardan uzak tutan bir kişiliğim vardı, çünkü insanlar burada kimsenin hafife alınmayacağını biliyordu. Ordumuzu bu yüzden yeniden güçlendirdim. Güçlüydük. Güvendeydik.” diyeövünen aynı Donald Trump.
Gezegene Karşı Savaşa Girişmek
Elbette, Kore Savaşı’ndan bu yana olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin sırada hangi ülkeyle ya da ülkelerle savaşa gireceğini asla tam olarak bilemiyorsunuz. Kore Savaşı sonrasındaki yıllarda bu tür kararlar fazlasıyla sık biçimde sürpriz olmuştu; Donald Trump söz konusu olduğundaysa bunların şaşırtıcı olmanın da ötesinde görülmesi gerekiyor. Ne de olsa kendisi, Beyaz Ev’deyken asla savaşa girmeyeceğineyemin eden başkan. Tabii bu, birbiri ardına farklı yerleri vurmaya başlamasından önceydi.
Ancak İran’da Trump gerçekten de dişine göre bir rakiple karşılaşmış olabilir. Ülkenin yönetimi, yaşananlara ürkütücü bir kararlılıkla dayanmayı sürdürürken, aynı zamanda Amerikan başkanının kendi seçimiyle başlattığı bu son savaşın, kendisi ve Cumhuriyetçi Parti Kasım seçimlerinde ağır bir darbe alana kadar gerçekten sona ermemesinisağlamaya niyetli görünüyor. Üstelik petrol fiyatlarıyükselmeye devam ederken, Amerika Birleşik Devletleri’nde temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatları genel olarakartıyor ve istihdam da uzun bir aradan sonra ilk kezdaralıyor. İranlılar belli ki ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar: Donald J. Trump’ın dünyasına büyük bir darbe vurabilmek için kendileri adeta yeryüzündeki bir cehenneme katlanıyorlar.
İran’ın Mehr News haber ajansının kısa süre önce Malum Kişi hakkındaifade ettiği gibi: “Savaşın devam etmesi, [ABD] hükümeti üzerindeki siyasi ve ekonomik baskıyı artırabilir ve Trump’ın popülaritesindeki düşüşü daha da hızlandırabilir. Öte yandan geri adım atmak ya da gerilimi azaltmaya yönelmek de Trump’ın bazı destekçileri tarafından seçim kampanyasında verdiği sözlerden geri çekilmek olarak yorumlanabilir.”
Ve açıkçası, kendimizi nasıl bir dünyanın içinde bulduk! Amerika Birleşik Devletleri’nin Doğu Yakası’nda, hızla yükselen yaz sıcaklıkları venem yüzünden ter içinde kalmamı bir kenara bırakın; çünkü son dönemde sıcaklıklar Ortabatı ve Batı’da çok dahaşiddetli seyretti. Elbette gezegenimizin bazı bölgeleri artık gerçekten kaynama noktasına doğru ısınıyor. Buna inanmıyorsanız, bu yaz şiddetli orman yangınlarına ve 43-44 dereceyi bulan sıcaklıklara katlanmak zorunda kalanFransızlara ya daİspanyollara sorun, ya da ben bu satırları yazarken ülkelerinde hâlâyüzlerce orman yangını devam eden Kanadalılara. “Bizim” başkanımız ise bu yangınların sorumluluğunu iklim krizine değil, kötü yönetimeyüklüyor: “Ormanlarını düzgün yönetselerdi, bu yangınlar çıkmazdı.”
Ve bütün bunların, ne kadar karanlık görünürse görünsün, gerçekten de fazlasıyla gerçek bir yeryüzü cehennemine dönüşebilecek şeyin yalnızca başlangıcı olduğunu akılda tutun; zira (“bizim” başkanımızın önümüzdeki yaklaşık iki buçuk yıl boyunca, başka pek çok şeyin yanı sıra) fosil yakıtları belirgin biçimde tarihsel ölçekte atmosfere pompalamaya kararlı olduğu görülüyor. Kısacası, bu gezegen başkanın atış poligonuna dönüşmüş durumda.
Eğer bu bir peri masalı olsaydı (cehennemden çıkma bir peri masalı bile olsa), en azından kitabı kapatabilir, yeniden kitaplığınıza koyabilir ve hayatınıza devam edebilirdiniz. Ne yazık ki artık sıcaklık ve onun beraberinde getirdiği her şey bizim meselemiz ve gerçekten beklenmedik gelişmeler yaşanmadığı sürece, bu durum bizim, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatında giderek daha şiddetli biçimde böyle olmaya devam edecek; çünkü başkanımız yalnızca İran’la savaş hâlinde değil, açıkça gezegenimizle de savaş hâlinde ve her savaşta olduğu gibi, er ya da geç hepimiz bunun bedelini şu ya da bu şekilde gerçekten ödemek zorunda kalacağız.
* Tom Engelhardt'ın 'The Vietnam War Redux' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

