Geveze Başkanımız “İficial Intelligence”la Nasıl Baş Ediyor? (“Art”ı Bir Kenara Bırakarak)
Bir kereliğine, hakkında neredeyse kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey bilmediğim bir konuda yazmama izin verin (ve içiniz rahat olsun, burada “edebî anlamda” demiyorum). Şimdilerde 82 yaşında olan bu ihtiyar adam — ve hepimiz gibi her geçen gün biraz daha yaşlanıyorum — yapay zekâ üzerine düşünüyor. Üstelik, herhâlde bunu öğrenince şaşırmazsınız, bu yaşımda bile hâlâ yapaylıktan epey uzak bir biçimde düşünebiliyorum. Tabii yapay zekâ da, onun hakkında şimdiden gereğinden fazla şey bildiklerini düşünenler tarafından çoktan AI kısaltmasına indirgenmiş durumda.
Peki, beni bu konuya getiren ne oldu? Siyasi açıdan en sevdiğim isimlerden biri olan — ya da belki de düpedüz en sevdiklerimden biri demeliyim — Bernie Sanders’ın, ülke genelinde veri merkezi inşaatlarına bir moratoryum getirilmesi çağrısında bulunması ve daha yakın zamanda yapay zekânın kendisini doğrudan hedef alması. Sanders, ülkenin önde gelen üç yapay zekâ şirketinin CEO’sunabir mektup yazarak onlara şöyle seslendi: “Sayın Altman, Sayın Amodei ve Sayın Zuckerberg: İnsanlığın çıkarı için, kendi sözlerinizin arkasında durun. Yapay zekâ geliştirmelerine ara verin... Felaketten kaçınmak için hâlâ çok geç değil. İnsanların kontrol edemeyeceği makineler inşa etmeyi bırakın.”
Elbette, ona bundan daha fazla katılmam mümkün değil; yine de bunun için şimdiden çok geç olup olmadığını merak ediyorum.
Şunu söyleyerek başlayayım: Hayatım boyunca yapay zekâyı bilinçli olarak asla kullanmamaya karar verdim. Ama yanlış anlamayın. Bir on yıl kadar daha yaşarsam, bunun ne anlama geleceği şimdilik belirsiz olsa da, hiç kuşkusuz bütünüyle yapay zekâlaşmış bir dünyada yaşayacağımın fazlasıyla farkındayım. Üstelik şimdiden biliyorum ki bilgisayarımdan internette benim için bir şey aramasını istediğim anda, yapay zekâ hemen yardım elini uzatıyor — tabii yapay zekânın bir “eli” olduğundan söz edilebilirse — ve hoşuma gitsin ya da gitmesin, karşıma bir yığın bilgiyle birlikte bir “Yapay Zekâ Özeti” çıkarıyor. Ve benim de bu konuda yapabileceğim zerre kadar bir şey yok.
Açıkçası, şu sıralar aklımı meşgul eden şey, sürekli değişen bu dünyamız hakkında ne bildiğim ve ne bilmediğim. Başlangıç olarak, bir an durup düşünürseniz — ama gerçekten düşünürseniz — buna yalnızca yapay zekâ demek bile, kimsenin pek dile getirmediği ölçüde tuhaf. Merriam-Webster’ın çevrimiçi sözlüğü “artificial” sözcüğünü her şeyden önce, “özellikle doğal bir şeye benzemesi için insanlar tarafından yapılmış, üretilmiş ya da gerçekleştirilmiş” bir şey olaraktanımlıyor; ayrıca, sözlüğün de belirttiği gibi, bu sözcük “sahte” anlamına da gelebiliyor. Öyleyse adını neden Doğal Olmayan Makine Zekâsı (Unnatural Machine Intelligence – UMI), Tuhaf Makine Zekâsı (Strange Machine Intelligence – SMI) ya da hatta Tekinsiz Makine Zekâsı (Eerie Machine Intelligence – EMI) olarak değiştirmeyelim? Ya da bu ihtiyar adam en azından onda zerre kadar “art”, yani “sanat” göremediğine göre, neden sadece ificial intelligence (II) demeyelim?
Ve tahmin edebileceğiniz gibi, yapay zekânın en ufak bir yardımına başvurarak — hatta çoğu zaman ona bile ihtiyaç duymadan — kendi başıma hâlâ epeyce şey anlayabiliyorum. Örneğin Donald Trump’ın tarihimizdeki en rahatsız edici ölçüde yapay başkan olduğunu bilmek için yapay zekâya değil, yalnızca kendime ait sınırlı zekâma ihtiyacım var, nokta. Ayrıca benim için fazlasıyla açık olan bir başka şey de, yapay zekâ başka ne yaparsa yapsın — ya da neyi bozarsa bozsun — veri merkezleriakıl almaz miktarda enerji tüketecek ve bu nedenle, öngörülebilir gelecekte hiç kuşkusuzfosil yakıtların atmosfere salınmasını artırmayı sürdürecek. Böylece biz insanlara, bu gezegeni büyük ölçekte daha da ısıtma konusunda kayda değer bir “yardım eli” uzatmış olacak.
Kısacası (yoksa fazlasıyla uzunca mı demeliyim?) yapay zekânın, zaten Belirgin Biçimde Aşırı Isınan Gezegen Ortamımıza (Distinctly Overheating Planetary Environment – DOPE) Yapaylıkla Hiçbir İlgisi Olmayan Isıyı (Anything But Artificial Heat – ABAH) ölçülemeyecek kadar artıracağı kesin. Sonuçta, bu temmuz ayının Amerika Birleşik Devletleri’nde kayıtlı hava durumu tarihininen sıcak ayı olduğunu artık biliyoruz — hayır, yalnızca en sıcak temmuz ayı değil, en sıcak ay! Hatta bildiğimiz kadarıyla, insanlar bu kıtada yaşamaya başladığından beri gelmiş geçmiş en sıcak ay.
Ve açıkçası, yapay olsun ya da olmasın, böyle bir sonuç ne kadar zekice olabilir ki? Gerçekten de bunun çocuklarım ve torunlarım için — dünyadaki diğer herkes için de en az onlar kadar, hiç de iyi bir haber olmadığını bilmek için yapay zekâya değil, yalnızca kendi sınırlı zekâma ihtiyacım var. “Bizim” dünyamız diyecektim ama artık bunun ne ölçüde doğru olduğundan emin olamıyorum. Belki de bundan böyle “yapay zekânın dünyası” demeye başlamam gerekecek. Ve elbette her şeyden önce, yapay zekâ şimdiden enerjiyi sanki — aman Tanrım! — yarınlar yokmuşcasına tüketiyor (ya da belki gerçekten de yarın, biz insanları gezegenimizden silip süpürecek kadar yakıcı olacakmış gibi).
Ve elbette (evet, yine!) bu korkularımı doğrulayacak bir şeye ihtiyacım olsaydı, tek yapmam gereken Malum Kişiye (ve ekibine) bakmak olurdu. Nitekim Tony Romm’un kısa süre önce New York Times’dayazdığı gibi,
“Yönetimin gözünde yapay zekânın yanlış yapabileceği pek bir şey yok. Son haftalarda Sayın Trump ve en üst düzey yardımcıları, yaygın otomasyonun aileler, işletmeler ve genel olarak ABD ekonomisi açısından gerçekten olumsuz sonuçlar doğurabileceği yönündeki görüşleri bir kenara itti. Seçmenlerin teknolojiye — ve onu çalıştıran veri merkezlerine — karşı giderek daha fazla tedirginlik duymasına rağmen başkan, yapay zekânın tıbbi araştırmalardan askerî operasyonlara kadar her şeyi olağanüstü ölçüde hızlandıracağı yönündeki görüşünde daha da katılaştı.”
Ne de olsa Trump, yapay zekânın “herkesin mümkün olduğunu düşündüğünden bile daha büyük” olduğunu çoktan öne sürdü. Ayrıcaşöyle de söyledi: “Yapay zekâya şöyle bakmak gerekiyor: Yapay zekâ yarışını kim kazanırsa, düpedüz kazanır. O kadar büyük bir mesele. İnternetten katbekat daha büyük.”
BBYZ Başkanımız
Prabhjote Gill’in kısa süre önce Yahoo Finance’tabelirttiği gibi, başkanımız yapay zekâya sonuna kadar bağlı (hem de bankaya kadar). Kendi sözleriyle: “Yapay zekâya şöyle bakmak gerekiyor: Kim kazanırsa, yapay zekâ kazanır. O kadar büyük bir mesele. İnternetten katbekat daha büyük.” Ve konu bu ülke ile yapay zekâ olduğunda, bundan daha gururlu olamazdı: “Yapay zekâ konusunda Çin’in önündeyiz. Kimse bunun mümkün olduğunu düşünmüyordu. Bunun nedeni enerjiydi. Çin inanılmaz miktarlarda enerji üretebiliyor; kömür kullanıyorlar, petrol ve gaz kullanıyorlar, çok sayıda rüzgâr türbini de yapıyorlar ama çok fazla rüzgâr türbini kullanmıyorlar çünkü akıllılar. Çünkü rüzgâr bir felaket.”
Evet, eğer fark etmediyseniz, rüzgâr (enerjisi) başkanımız için bir felaket olabilir ama aynı şey yapay zekâ için geçerli değil. Hatta parasını yönetenlerin, servetinin hatırı sayılır bir bölümünü şimdiden yapay zekâ dünyasına yatırmış olduğunu öğrenmek beni hiç şaşırtmadı. Bunda şaşılacak bir şey yok; ne de olsa kendisi, yapay zekânın sonunda“petrolden daha büyük” çıkabileceğini çoktan öne sürdü. VeYahoo Finance’teki bir manşete göre, “Başkan Donald Trump, hızla yükselen bir yapay zekâ hissesinde yaklaşık 5 milyon dolarlık paya sahip” — merak edenler için söyleyelim: evet, beş milyon dolar!
Ve yapay zekâyı Trump’a özgü bir bağlama oturtacak olursak, bir zamanlar rüzgâr enerjisine düşman başkanımız için petrolden daha büyüğü düşünülemezdi.
Ve inanın bana, bu Temmuz ayının gerçekten de bu ülkede kayıtlara geçen en sıcak ay olduğunu bilmek için yapay zekâya değil, yalnızca kendime ait sınırlı zekâma ihtiyacım var; bunun hiç de iyi bir haber olmadığı ortada. Ve fazlasıyla geveze başkanımız, ister Beyaz Ev’de dolanıp dursun ister Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde, söz konusu bu gezegen olduğunda kendi olağanüstü BBYZ anlayışını açıkça sergiliyor. Hayır, bu Hawaiice bir sözcük değil; kısaltmalara aşina değilseniz söyleyelim, en azından benim kişisel sözlüğümde Distinctly Artificial UnIntelligence, yani Belirgin Biçimde Yapay Zekâsızlık anlamına geliyor.
Belki de bu olgunun tamamının adı gerçekten İficial Intelligence, yani II olarak değiştirilmelidir. Ne de olsa Donald Trump Beyaz Saray’dayken, kendi Artifishy Intelligence anlayışı göz önüne alındığında, işin “art”, yani “sanat” kısmının artık başka bir çağa ait olduğuna kuşku yok.
Şimdi müsadenizle, giderek daha da tuhaflaşan bu dünyamız üzerine bir süre kendi kendime (yapaylıktan olabildiğince uzak bir biçimde) düşüneyim.
* Tom Engelhardt'ın 'Living (All Too Uneasily) in an AI World' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

