Sakat Pehlivan

-
Aa
+
a
a
a

Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, eski güreşçi Ali Koçak ve ekşi mayalı ekmek üreticisi Murat Demirtaş ile bir araya geliyor; 1982’de geçirdiği trafik kazasının ardından belden aşağı felç olan Koçak’ın güreşten su değirmeni ve balık çiftçiliğine uzanan yaşamına sakatlık, dayanışma, üretim ve hayata tutunma ekseninde konuşuyoruz.

""
Sakat Pehlivan
 

Sakat Pehlivan

podcast servisi: iTunes / RSS

Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 12 Ağustos 2026 Çarşamba. 

Bu hafta Sakat Muhabbet'te İstanbul'dan ve Erzurum'dan iki konuğum var. Konuklarımdan birisinin ismini 3-4 hafta önce, 17 Haziran'da, tek yaptığım programda destekçilerimizi sayarken söylemiştim: Murat Demirtaş.

Murat’ın Fırınımdan Ekmekler diye bir hesabı var ve ekolojik olarak ekmek üretip pazarlayan bir arkadaşım kendisi. Yani yayan ve ekolojik olarak dağıtıyor. Karbon ayak izi de salmıyor aslında.

Murat, 2-3 hafta önce galiba Anadolu'yu dolaşmıştı, üreticileri gezmişti bir yandan da. 3-4 gün önce de beni aradı. "Alper, sana ben bir konuk buldum ne dersin?" dedi ve diğer konuğumuzu da şu anda söyledi. "Ben de olmuşken sen de konuk ol" dedim Murat'a ve şu an ikisi de benim konuğum oldular. Ali Koçak da diğer konuğum. Hoşgeldiniz, nasılsınız iyi misiniz?

Murat Demirtaş: Çok teşekkürler Alper, iyiyim sağolasın.

A.T.A.: Ali abiye de soracağım. Ali Abi, Erzurum Tortum Pehlivanlı Köyü'nde açık arazide bize bağlandığı için ses yankı yapıyor. O nedenle de o söz alırken açacağım mikrofonunu çünkü diğer türlü çünkü ses yankılanıyor. Ali abi sen nasılsın, iyi misin?

Ali Koçak: Teşekkür ederim Tolga Bey. Siz de iyisinizdir umarım..

A.T.A.: Allah'a şükür abi, çok sağolasın. 

Benim bir ilk sorum var ve hep bu soruyla başlıyorum Sakat Muhabbet'e: Siz kimsiniz? Bugüne kadar ne yaptınız? Bir sakatlığınız bulunuyor mu? Önce söz büyüyün diyorum ve Ali Koçak'la başlıyorum. Ali abi buyur, söz sende.

A.K.: Ali abin 1953 yılında Erzurum’a bağlı Tortum ilçesinin Pehlivanlı Köyü’nde dünyaya gelmiş. 16 yaşına kadar köyde yaşamış. 16 yaşından sonra güreş sevdası köyden ayrılmasına sebep olmuş.

İlk olarak Erzurum Yolspor’da, daha sonra askerliği sırasında Ankara Karagücü’nde güreşmiş. Ankara Karagücü’nde güreş yaptığı sırada Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılmış ve gazi olmuş. Askerlikten sonra İstanbul Demirspor’da dört yıl güreşmiş. İstanbul Demirspor’da güreşirken, turnuvalarda yabancı ülkelerden gelen güreşçilerin dikkatini çekmiş ve yurt dışından transfer teklifi almış. Bunun üzerine yurt dışına transfer olmuş.

İki yıl da yurt dışında güreş yaptıktan sonra memleketine izne geldiğinde, bir antrenman için köyünden Erzurum’a gitmiş. Antrenmandan sonra köye dönerken trafik kazası geçirmiş ve belden aşağısı felç olmuş.

Tabii ki güreşemez, yürüyemez olunca, “Tilkinin dönüp dolaştığı yer kürkçü dükkânıdır,” derler bizde, baba toprağına döndük. Burada yaşantıma devam ediyorum.

A.T.A.: Abi sağol bilgiler için. Bu kazanın tarihi ne zamandır abi, hangi sene oldu bu kaza?

A.K.: Hangi sene oldu? 1982, 30 Temmuz'unda yani dün benim kaza yaptığımın yıl dönümü, 44. yıl dönümü oluyor.

A.T.A.: Evet, 12 Ağustos'ta yayınlanacağız ama biz bunu 31 Temmuz Cuma günü kaydediyoruz. 
Kaza olduğunda yaşın kaçtı abi senin?

A.K.: Yaşım 27.

A.T.A.: Şu anda kaç yaşındasın?

A.K.: Şu anda 72 yaşındayım. Yani nüfus cüzdanında ben 74 yaşında görünüyorum da asıl yaşım 72.

A.T.A.: Şimdi aynı sorunun cevabını Murat'tan alalım. Murat, senden dinleyelim istersen; sen kimsin, ne yaptın, senin bir sakatlığın var mı?

M.D.: Merhaba, ben Murat Demirtaş. İstanbul’da doğdum, İstanbul’da yaşadım. Son beş yıldır İzmir’in Tire ilçesinde yaşıyorum.

Son 12 yıldır da ekşi mayalı ekmek yapıyorum. Ekmeğin içerisinde, nereden geldiğini bildiğimiz buğdaylardan elde edilen unları kullanıyoruz. Bu buğdayların ekolojik ve adil koşullarda yetiştirilmesine, bizim için kimin ürettiğine çok dikkat ediyoruz.

Yaklaşık beş yıl önce Buğday Derneği’nden Ahmet Berkay beni aradı. TaTuTa çiftliklerine eklenen Pehlivanlı Çiftliği’nden ve Ali abiden bahsetti.

A.T.A.: Onu sana soracağım ayrıca. Sen kendini anlat; bir sakatlığın var mı onu anlat. Onu soracağım ben sana zaten ayrıca.

M.D.: Valla bir sakatlığım var mı bilmiyorum, olabilir çünkü ben aslında heykel eğitimi aldım. Mimar Sinan mezunuyum ama hayatımda en çok ekmek yaptım. Belki sakatlığım budur. Bunun dışında fiziksel bildiğimiz görünen bir şey yok.

A.T.A.: Yani ekmeğe sevdalanmak olarak mı tarif ettin asıl sakatlığı? Doğru mu anladım ben?

M.D.: Vallahi, ekmek çok temel bir gıdamız. En azından Türkiye’de vazgeçilmez. Dolayısıyla sadece ekmek değil ama benim hamurla herhalde bir işim var. Çocukluğumdan beri ilgiliyim.

Evden kaçıp yanımızdaki pastanenin imalathanesine gider, onları izler dururmuşum. O zamanları çok iyi hatırlıyorum. Bir şekilde hamur döndü dolaştı, 40 yaşından sonra beni tekrar buldu.

A.T.A.: Demin girdiğin konuyu şimdi sorayım: Şimdi bu hafta ben konu başlığını Sakat Pehlivan olarak belirledim. Ali abiyi de daha önce aradım, sordum, "Sakat demem sıkıntı yaratır mı?" diye. "Olur mu öyle şey" dedi. 

Şu an onu sessiz aldığım için sesi gelmiyor ama söz ona gelince dediğim gibi açacağım mikrofonu çünkü yankı yapıyor diye onu kapatmak durumunda kaldık. 

Murat, sen bana önerdin birkaç gün önce Ali abiyi. Nasıl düşündün, nasıl tanıştın Ali abiyle ve Sakat Muhabbet’te onun yer alması da nasıl oluştu sende? O hikayeyi şimdi senden alalım istersen.

M.D.: Ben Ali abinin yatakta olduğunu, felçli olduğunu biliyordum. Yaşadıklarını da biraz biliyordum ama yanına gidip tanıştığımda, konuştuğumuzda öğrendiklerim kadarını bilmiyordum. Özel hayatına o kadar girmemiştim sanıyorum.

Beş yıl önce biz sadece buğday almaya başladık. Buğdaylar, Erzurum’un Tortum ilçesinde, derenin kenarındaki çok eski bir su değirmeninde öğütülüyor. Bu bizim için çok değerli çünkü şu anda böyle bir şey bulmak neredeyse mümkün değil. Akan su bulmak bile çok zor. Ne yazık ki birtakım sebeplerle suların önü kesiliyor, can suyu bile neredeyse bırakılmıyor. Ama burada akan bir su var ve buğdaylar o su değirmeninde öğütülüp bize geliyor.

Ben yıllardır Ali abiye gitmek istiyordum ama Erzurum çok uzak. Ben de evden çok kolay ayrılamıyorum. Bu sene hızlı bir kararla eşimin memleketi olan Rize’ye gitmeye karar verdik. Bütün aile oradaydı. Biz de “Hadi atlayalım, gidelim,” dedik. Arabamız vardı ve yola çıktık.

İstanbul-Rize arasını bir seferde gitmek çok zor. Biz de yol boyunca bugüne kadar tanıdığımız ya da gıyaben bildiğimiz insanlara uğrayalım, yüz yüze konuşalım dedik. Ali abiyle yan yana durduğumda, oranın nefesini aldığımda meseleyi daha iyi anladım.

Sakatlık meselesinde, “sakat” denmesine bazı insanlar alınıyor olabilir. O yüzden bazen ne diyeceğimi bilemiyorum ama senin programının adı zaten Sakat Muhabbet olduğu için bu konuda seni kendime danışman seçiyorum. Böyle durumlarda ne demeliyim, ne yazmalıyım diye danıştığım birkaç kişi var.

Ali abinin de bu konuda hiçbir sıkıntısı yok. Hiç egosu olmayan bir insan. Burada herhangi bir aşağılama da yok zaten. Ama dedim ki Ali abiyle sizi mutlaka bir araya getirmem gerekiyor. Çünkü 44 yıldır, her ne kadar doğanın içinde olsan da, bir yataktan etrafa bakmak; 27 yaşına kadar bir sürü şey yapmış bir insanın o yaştan 70’li yaşlarına kadar yatağa bağlı yaşaması gerçekten hem kendisi, hem de çevresi için hiç kolay bir şey değil.

Birçok insan böyle bir durumla kolay baş edemiyor. Ama Ali abi sanki bunu atlatılması gereken bir şey olarak görmüyor. “Yaşam artık bundan sonra böyle. Şimdi ne yapacağız? Yarın ne yapalım?” diye bakan bir insan. Bize ilham veren bir insan. O yüzden seninle tanışmasını çok istedim.

A.T.A.: Çok sağol Murat, bu detaylı bilgilerle beni Ali abiyle tanıştırdığın için.

Ali abi, şimdi programın ortalarına geldik. Daha öncesinde de bilgiyi vermiştim. Programda müzik çalıyoruz, hangi müziği çalacağımızı da konuğumuza soruyoruz. “Ali abi, sen ne istiyorsan onu dinleyeceğiz. Bir şarkı düşün,” demiştim. Ali abi, şarkıyı düşündün mü? Şimdi ne dinleyelim? Dinleyiciler Ali Koçak’tan ne dinlesin?

A.K.: Valla ben Tolga Bey'i her dilden çalarım, her dilden dinlerim. Sesimi size bırakıyorum. Hangi şarkıyı çalarsanız çalın, ben de eşlik etmek isterim.


A.T.A.:Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuklarım Ali Koçak ve Murat Demirtaş. Ben Murat’a İstanbul dedim ama İzmir Tire’deymiş, düzeltti beni. İzmir Tire, Mersin, Erzurum Tortum ve Pehlivanlı Köyü bağlantısıyla şu an konuşuyoruz.

Pehlivanlı Köyü’nde Ali Koçak’ın yani Ali abinin bir su değirmeni var. Bu değirmen de epey bilinen bir yer. Ben de internette biraz baktım; Ali abinin birçok gazetede haberi çıkmış, çok kişi tanıyor. Hatta şu anki İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi daha önce Erzurum Valisi’ymiş ve valiliği döneminde Ali abiyi ziyaret etmiş.

Ali abi, sana önce şunu sorayım: Bu sakatlık olmadan önceki pehlivanlık hikâyeni, o pehlivanlık dönemini biraz anlat. Sonra sakatlığa ve bugün yaptığın işlere geleceğiz zaten.

Video file

Yusufellili Çörgenisli Mustafa Pehlivan

A.K.: Şimdi pehlivanlığa nasıl merak sardım? Köyümüzün ismi zaten Pehlivanlı. Benden önce Tortum, Erzurum civarında köyler arasında güreş müsabakaları yapılıyor. Bizim köy de Erzurum’daki köyler arasında yapılan güreşlerde hepsine galip gelip birinci oluyor. Ondan dolayı da köyümüzün eski ismi Vihik iken, isim değişikliğinde Pehlivanlı Köyü olarak değiştirilmiş.

Benim güreşe başlamam da şöyle oldu: Çok eski pehlivanlardan Yusufelili, Çörgenisli Mustafa Pehlivan var. Çok nam yapmış, Rusya’da bile güreşmiş. Şimdi yaşasa herhalde 130-140 yaşlarında olurdu. Tortum’da güreş olduğu zaman ünlü pehlivanları karakucak güreşlerine misafir olarak davet ederlermiş. Çörgenisli Mustafa Pehlivan’ın da yolu bizim köyden geçtiği için bize misafir oldu.

Tabii köy halkı toplandı. Babam burada hancıydı. Eski zamana göre hancılık yapıyordu ve Mustafa Pehlivan da bizim handa misafir oldu. Ben o zaman altı-yedi yaşlarındayım. Mustafa Pehlivan Rusya’da ve Türkiye’de yaptığı güreşleri anlatınca içimde bir güreş sevgisi doğdu. “Ben de güreşçi olayım,” dedim. Güreş sevdası böyle başladı.

Belli bir yaşa geldikten sonra köyümüzde akranlarım arasında “azma” deriz biz burada, çocuklar biraz şargada olur. “Şargada” derler burada azgın çocuklara. Akranlarım arasında bana pek güç yetiren olmuyordu. Hatta anneme yumurta pişirtiyordum. Arkadaşlarım gelsin, benimle antrenman yapsınlar diye yumurtayı beraber yiyorduk.

Belli bir zaman geçtikten sonra Tortum’da bir karakucak güreşi oldu. Ben o zaman babamı kaybetmiştim. Ekonomik olarak para falan benim elimdeydi. Beni seven, güreşi de seven annem bir dediğimi iki etmiyordu. Amcamın oğullarıyla Tortum’a güreşe gittik. Karakucak güreşine yazıldık. Orada boyumuza, kilomuza göre yazıyorlar. Demek ki iyi güreşler tutmuşum. Üç-dört, beş kişiyi yendikten sonra birisi geldi, “Raif Hoca sizi çağırıyor,” dedi.

Raif Hoca dediğimiz de Raif Akbulut. Türkiye’yi 1952 Helsinki Olimpiyatları’nda 70 kiloda temsil etmiş bir güreşçi. Kendisi Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ve Erzurum Lisesi’nde görev yapmış, Erzurum’da modern güreşin gelişmesinde öncü olmuş bir kimse. Bana, “Delikanlı, seni kulübe alsak gelir misin?” dedi. Kulüp sözü bana çok cazip geldi. “Beni kulübe alacaklar!” diye düşündüm. “Tabii gelirim,” dedim. Köyden ayrılmam da böyle oldu zaten.

Erzurum’a gittik. Benim işimi hazırlamışlar. O zaman öyle diploma falan sormuyorlar zaten. “Nüfus cüzdanınla iki tane fotoğraf getir,” dediler. Fotoğrafları ve nüfus cüzdanımı götürdüm. Böylece 16 yaşında işe başlamış olduk.

Bayağı da bir maaş alıyordum. Kulüpte güreşlerimiz, antrenmanlarımız devam etti. Türkiye Şampiyonası oldu, gittik ve orada derece yaptık. Kamplara aldılar. Çeşitli Güreş Birliği takım kamplarında kaldım. En sonunda İstanbul’da uluslararası bir turnuva vardı. Orada güreşirken yabancıların dikkatini çektim. Şimdi nasıl futbolcuları beğenip transfer etmek için menajerler takip ediyorsa bizimki de ona benziyor. Bana Almanya’da bir kulüpte güreşmem için transfer teklifinde bulundular.

Ben de uygun gördüm. Hem güreşimi daha iyi geliştiririm, hem de maddi olarak orada sağlanan imkânlar Türkiye’deki şartlara göre çok daha iyiydi.

Güreş sayesinde uluslararası turnuvalarda mücadele ettim. Yaşar Doğu Turnuvası’nda birinciliğim var. Türkiye’den ayrılmasaydım belki farklı şampiyonluklar da yaşardım ama yurt dışına gittim. Almanya’daki kulübümüz birinci lig kulübüydü ve orada şampiyon olduk. Spor sayesinde görmediğim ilgiyi, görmediğim sevgiyi yurt dışında gördüm.

Almanya’dan memlekete izne geldim. Burada izindeyken trafik kazası geçirdim. Felç kalınca köyüme bağlandım. Köyümde geçimimi sağlamak için balık çiftliği ve su değirmeniyle uğraşmaya başladım. Su değirmeni babamdan kalma. Balık çiftliği konusunda da yurt dışında gördüğüm çiftlikleri örnek aldım ve burada bu çiftliği kurdum. Hem balık yetiştiriyoruz, hem değirmeni döndürüyoruz.

Murat Bey’le tanışmamız da zaten bu değirmen sayesinde oldu. Bizden un istedi. Şimdilik de diyeceklerim bunlar.

A.T.A.: Çok sağol abi. Sen konuşurken arkadan zaten suyun sesi geliyor. Murat bana fotoğrafları da gönderdi, dolayısıyla bulunduğun yeri de biliyorum.

Senin ağaçların arasında, açık alanda bir yatağın var. Kazada belin kırıldığı için hayatını yatarak devam ettiriyorsun. Fotoğrafları da zaten siteye koyacağız; dinleyicilerimiz oradan seni ve yaşadığın ortamı görebilecekler.

Şimdi abi, biraz o döneme dönmek istiyorum: Pehlivandın. 27 yaşındayken, 1982 yılında trafik kazası geçirdin ve sakat kaldın. Bugün baktığımızda bütün bunların ardından yaptığın işleri, kurduğun hayatı görüyoruz ama ben ilk günleri merak ediyorum.

Sakat kaldığını öğrendiğinde ne hissettin? Çevrendeki insanların sana tepkisi nasıldı? “Hayatım bitti,” dediğin oldu mu? Yoksa sporculuktan gelen mücadele duygusuyla daha en başından başka türlü mü baktın?

27 yaşında sakat kalan Ali Koçak ne hissediyordu? Bir de bugün, bunca yılın ardından Ali Koçak o günlere ve sakatlığına nasıl bakıyor? Onu sorayım sana.

A.K.: Tolga Bey, kaza geçirdiğim zaman hayatı severdim, önüme baktım. Spordan gelen bir güç oluyor. Sporun verdiği güçle hayatta yılmadım. Bugüne kadar 44 yıl oldu kaza geçireli. Hayatımdan memnunum.

A.T.A.: Sen su değirmeni işletiyorsun, balık çiftliği yönetiyorsun ve bütün bunları eşin ve oğlunla birlikte yapıyorsun.

Bu arada Murat da bana özellikle, “Ali abinin eşine ve oğluna da burada bir yer verelim, onları da sor,” demişti. O yüzden şunu sormak istiyorum Ali abi: Ağır bir sakatlığı olan, hayatını yatarak sürdüren bir insan olarak su değirmenini, balık çiftliğini ve bütün bu işleri nasıl yürütüyorsun? Eşinin ve oğlunun buradaki emeği, desteği nasıl? Siz ailece bu işlerin üstesinden nasıl geliyorsunuz?

A.K.: Benim oğlum, eşim, gelinim, bir de üç tane küçük torunum var. Bunlar benim elim, ayağım, gözüm, kulağım. Ben nasıl elimi ayağımı kullanıyorsam, onlar da her işimde bana yardımcı oluyorlar.

Allah herkese benim eşim gibi bir eş, benim evladım gibi bir evlat, benim gelinim gibi bir gelin nasip etsin. Torunlarım daha küçük, onlar da henüz büyüyorlar.

A.T.A.: Ben Murat'a söz vereyim bu durumda.  Senin bu Pehlivanlı Köyü'ndeki su değirmeninde yaşadığın deneyimi de bir alalım senden. Sonlara doğru geliyoruz zaten.

M.D.: Ben orada bayağı büyülenmiştim.

Buranın büyüklüğünü şimdi tam hatırlamıyorum ama içerisinde babasından kalan bir han var. O hanı biraz yenilemişler. Mutfakları var ve mutfakların önünden küçük bir dere akıyor. Arazinin içinden birkaç küçük su geçiyor. Dağın içinden çıkıp akan, elini yıkayabileceğin, hatta çıktığı yerden içebileceğin kadar temiz sular. Çok güzeldi. Biz çok memnun kaldık ve sadece bir gün kalabildiğimiz için biraz üzüldük.

İsterdik ki orada Ali abinin eşiyle birlikte hamur yoğuralım, onların tandırında ekmek pişirelim ama bunun sözünü kendimize verdik, tekrar gideceğiz. Sanırım bu gezileri biraz daha artırmak istiyoruz. Ekmeğimizi, mayamızı alıp farklı illere gidelim; ulaşamadığımız, bize hep uzak gibi görünen yerleri biraz daha yakınlaştıralım istiyoruz.

Orası bizim için çok güzeldi ama her şeyden önemlisi Ali abinin yanında oturup onunla konuşmak, hayallerini dinlemekti. Mesela yerinden hiç kalkamıyor, sürekli bir yatakta. Ama laf arasında “Drone aldım,” dedi. Drone’la çıkıp etrafı izliyor. Şu anda ne kadar kullanıyor bilmiyorum ama böyle heyecanları, hevesleri ve sürekli yeni planları olan biri.

Orada birkaç odalı, yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 20 yataklı bir pansiyonları da var. Yolu Erzurum-Tortum’a düşenler için öyle bir iki gün değil; üç gün, beş gün, bir hafta, hatta bir ay kalınabilecek kadar tertemiz, çok güzel bir yer.

Şimdiki hedefi ise daha büyük bir konaklama alanı yapmak çünkü talep de gelmiş. Birileri, “Biz 100 kişi gelmek istiyoruz,” demiş. Ali abi de hemen planını ona göre geliştirmeye, yeni hayaller kurmaya başlamış.

İşte bu hayat ateşi, bu heyecan bizi de çok etkiledi. “Her şeye rağmen nasıl bu kadar umutlusun, nasıl bu kadar güler yüzlüsün?” diye sormuştuk kendisine.

Bizim için çok keyifli bir gündü. Sadece bir gün kalabildik; ona da biraz üzüldük.

A.T.A.: Sakat Muhabbet'e konuk olduğunuz için çok çok sağolun. Son sözlerinizi alayım. Önce Murat'ın son sözünü alacağım, sonra da Ali abiye söz vereceğim. Murat, söz sende abi.

M.D.: Gerçekten sizi bir araya getirdiğim için çok mutluyum ama keşke yan yana da olabilsek. Çünkü şu anda aramızda binlerce kilometrelik bir mesafe var. Umarım bir gün yan yana geliriz.

Video file

A.T.A.: Teşekkür ederim. Ali abi senin var mıdır son sözlerin Sakat Muhabbet'te dinleyicilere ulaşmasını istediğin?

A.K.: Bu programa beni konuk ettiğin için çok teşekkür ederim. Murat Bey’e de teşekkür ederim. İkimizin tanışmasına vesile oldu. Bir dost daha kazandım, dost yönünden daha da zengin oldum. Sayıları giderek artıyor. Sizin gibi bir dosta sahip olduğum için tekrar teşekkür ederim. İnşallah Murat Bey’le beraber fırsat bulur, buraya gelirsiniz; birlikte güzel bir gün geçiririz.

Bu arada şunu da söyleyeyim: Benim hakkımda bir roman yazılıyor. İnşallah o roman çıktığında sizlere de göndereceğim.

Tekrar teşekkür ederim. Gözlerinden öperim.

A.T.A.: Abi çok sağol. Çok güzel bir bölüm oldu.

Programı yaparken aklıma bir şey geldi. Apaçık Radyo’da Kentin Gizli Öyküleridiye bir program vardı. Kenan Doğan hazırlayıp sunuyordu. İki-üç yıldan beri yapmıyor Kenan Bey ama sanki bu haftaki bölümümüz de Kentin Gizli Öyküleri’nin bir versiyonu gibi oldu.

Bu hafta Sakat Pehlivan başlığıyla Ali Koçak abimize Erzurum’dan, Murat Demirtaş kardeşimize de İzmir Tire’den bağlandık. İkinize de çok teşekkür ederim.

'Dünyanın bütün sakatları, eğleşin.' Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın!