Buharlı lokomotifle nehir seviyelerinin ne alakası var?
Ekonominin iklim krizine etkisi artık pek de şaşırtıcı değil. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek, daha fazla enerji kullanmak ve bütün bunları sürekli büyütmek, gezegenin sınırları üzerinde baskı yaratıyor. Peki tersinden baktığımızda ne görüyoruz? İklim krizi ekonomiye ne yapıyor?
Ekonomi doğadan bağımsız, kendi kurallarıyla işleyen kapalı bir sistem değil. Üretmek için enerjiye ve hammaddeye, tüketmek için yeryüzünün kaynaklarına ihtiyacımız var. Doğal düzen bozulduğunda bunun sonuçları da ekonomide görülüyor. Üretimin yeniden yapılması için ortaya çıkan maliyetler, bozulan koşullar ve bunlara uyum sağlama ihtiyacı ekonomik hayatı doğrudan etkiliyor. Antroposen Sohbetler’de iktisatçı-yazar Mahfi Eğilmez’in söylediği gibi, ekonomi burada hem neden hem sonuç.
Peki bütün bunların başlangıcında ne var? İşte, “antroposen”in yanına “kapitalosen” kavramı da burada yerleşiyor. Antroposen insanın gezegen üzerindeki etkisini anlatırken, Kapitalosen bu etkinin arkasındaki üretim, tüketim ve büyüme biçimine bakıyor. Eğilmez’in de işaret ettiği gibi, bütün hikâyeyi yalnızca kapitalizme bağlamak mümkün değil; farklı ekonomik sistemlerde de büyüme hırsı olduğunu biliyoruz. Ama kapitalizmin tüketimi teşvik eden yapısının bu hikâyede önemli bir yeri var.
Hiçbir iklim hikâyesi münferit değil.
Belki de bu yüzden iklim krizinin ekonomiye ne kadar zarar verdiğini değil, yeşil yeni düzende ekonominin kendisini nasıl yeniden kuracağımızı konuşmalıyız. Çünkü dönüp dolaşıp aynı soruya geliyoruz: Büyümek zorunda mıyız?

