Agora Kayıt Arşivi
Podcast kanalları ve üyeliği hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.
9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 Zirvesi’ne doğru geri sayım sürerken, iklim krizini biz de Agora olarak kültürün ve sanatın dönüştürücü ve sorgulayıcı dili üzerinden tartışmaya açıyoruz.
Bu bölümde, Olafur Eliasson’un kent meydanında eriyen buzullarından Pınar Yoldaş’ın spekülatif ekosistemlerine, Maya Lin’in hayalet ormanından Cooking Sections'ın coğrafi hafıza sunan gıda altyapılarına uzanan altı etkili vakayı odağımıza alarak “iklim sanatı”nın sınırlarını inceliyoruz.
Bilimsel bir gerçeğin sanat aracılığıyla nasıl duyulur hâle geldiğini, krizin psikolojik mesafesini daraltmanın eyleme dönüşüp dönüşmediğini ve ekolojik sanatın kendi karbon ayak izine dair etik sorumluluklarını masaya yatırdığımız bu yayında; felaket temsillerinin ötesine geçerek iklim krizini hafıza, bakım emeği ve adalet kavramlarıyla örülü "ortak bir yaşam meselesi" olarak yeniden düşünüyoruz.

İklim Sanatı: Krizi Görünür Kılmak, Ortak Yaşamı Yeniden Düşünmek
Konuğumuz oyuncu, müzisyen ve Prenslerin Öcü grubunun kurucularından Doruk Ordu ile müziğin ve tiyatro sahnesinin ortaklığında çok yönlü bir üretim pratiğini masaya yatırıyor; sahnede oyuncu olarak var olmakla bir rock grubunun kolektif enerjisini yönetmek arasındaki farkları, Prenslerin Öcü’nün konserlerindeki teatral performans dünyasını ve Rock Meydanı'ndan Galaktika'ya uzanan albümlerin ardındaki başkaldırı dilini konuşuyoruz.

Sanatın Disiplinlerarası Hali
Senaryo masasının iki üretken kalemi Ayça Üzüm ve Kayra Babalık konuğumuz oluyor.
Geniş kitleleri ekrana kilitleyen yüksek tempolu yapımlardan bağımsız sinema ve tiyatro sahnesine uzanan bu sohbette pasif kalıpları yıkan derinlikli kadın karakterlerin inşasını, festival başarısıyla endüstriyel sürdürülebilirlik arasındaki ince çizgiyi konuşuyor; toplumsal yapıları ve sosyo-politik dinamikleri hikayelerin merkezine alan iki yazar ile senarist emeğinin görünürlüğünü, yaratıcı özgürlük ile ticari beklentiler arasındaki dengeleri keşfediyoruz.

Festival ile Ekran Arasında: Senarist Olmak
Sanat dünyasında başarının ne kadar bireysel yeteneğe, ne kadar toplumsal koşullara bağlı olduğunu tartışırken; Pierre Bourdieu'nün habitus ve kültürel sermaye kavramlarından yola çıkarak “dâhi sanatçı” mitinin ardındaki sınıfsal ayrıcalıklara, müze ve galerilerin yarattığı aidiyet ve dışlanma biçimlerine, ücretsiz emeğin ve sosyal ağların sanat kariyerlerindeki rolüne bakıyoruz.

Dâhi Sanatçı Miti
Konuğumuz küratör, sanat yazarı ve akademisyen Melike Bayık ile sanatın bir direniş ve ifade alanı olarak taşıdığı anlamdan yola çıkıyor, çağdaş sanatın toplulukların gündelik deneyimiyle bazen neden bu kadar uzaklaştığını tartışıyor; kamusal alan, kent, ekoloji, bellek ve dayanışma ağları üzerinden şekillenen küratöryel pratiğini, bir sergiyi hayata geçirirken izleyiciyle kurmayı hedeflediği ilişkiyi ve COP31 gibi zirvelerin gündeminde olan iklim adaleti tartışmalarına sanatın nasıl bir alternatif alan açabileceğini birlikte ele alıyoruz.

Sanatın Direniş Alanı
Konuğumuz müzisyen, söz yazarı, besteci ve Seksendört'ün solisti Tuna Velibaşoğlu ile müziğin ifade biçimleriyle ve üretim süreciyle kurduğu ilişkiyi konuşuyor; müziğe başlama sürecinden rock ve punk akımına uzanan yolculuğunun bugünkü tarzına etkisini, şarkı yazarken bağımsızlık ile kitle beklentisi arasındaki dengeyi ve grubun kimliğini koruma sürecini ele alıyoruz.

Müzik, Kimlik ve Üretim Üzerine: Tuna Velibaşoğlu
Konuğumuz fotoğraf sanatçısı, akademisyen ve küratör Nilay İşlek ile fotoğrafın bir kayıt aracı olmanın ötesinde nasıl anlam ürettiğini, toplumsal belleği nasıl şekillendirdiğini, günümüzde değişen fotoğraf üretim pratiklerini ve küratörlük yaklaşımını ele alıyor; Londra’daki üretim deneyiminden eğitim çalışmalarına, sanatçı ve eser seçiminde gözettiği ölçütlerden yeni projelerine odaklanıyoruz.

Fotoğrafın Hafıza, Kimlik ve Mekân ile Kurduğu İlişki
Edebiyatın ifadesine yöneliyor; çağdaş Çin edebiyatının en önemli yazarlarından Yan Lianke’nin Günler Aylar Yıllar novellasını merkeze alıyoruz. Bir kuraklık hikâyesi üzerinden sansürü, Büyük Çin Kıtlığı’nı, “Mitik Gerçekçilik” kavramını ve edebiyatın görünmeyeni görünür kılma gücünü konuşuyoruz.
Yan Lianke’nin geliştirdiği özgün anlatı dili, bize yalnızca Çin’in toplumsal hafızasını değil; iklim krizini, ekolojik yıkımı ve insanın hayatta kalma mücadelesini de yeniden düşündürüyor. Bir romanın, geçmişin travmalarından bugünün dünyasına uzanan çok katmanlı anlatısını birlikte inceliyoruz.

Mitik Gerçekçilik ve Çin'in Sessiz Tarihi
Üretmek çoğu zaman ortaya çıkan işle birlikte düşünülse de, her yaratıcı sürecin arkasında görünmeyen bir yolculuk, denemeler, arayışlar ve dönüşümler var.
Bu bölümde içerik üreticisi, editör ve proje yöneticisi Esra Ece Kuleci ile yaratıcı üretim süreçlerinin izini sürüyoruz. Üretim Kaydı’nın ortaya çıkış hikâyesinden farklı disiplinlerde üretim yapan isimlerle kurduğu ilişkilere; yaratmanın, belgelemenin ve paylaşmanın bugünkü anlamını konuşuyoruz. Hız, görünürlük ve sürekli üretme beklentisinin şekillendirdiği günümüzde yaratıcı süreçlerin nasıl değiştiğini, üreticilerin kendi seslerini nasıl bulduğunu ve bir fikrin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları ele alıyoruz.

Üretimin Görünmeyen Hikâyesi
Konuklarımız edebiyat, feminist spekülatif kurmaca, canavar çalışmaları ve ekoeleştiri üzerine çalışan akademisyen ve küratör Ezgi Hamzaçebi ile müzik direktörü, müzisyen ve ses tasarımcısı Yusuf Huysal ile edebiyatta anlatı kurmanın bir sergi mekânına nasıl taşındığını, sesin bir serginin anlatısına nasıl dâhil olduğunu ve farklı üretim pratiklerinin aynı mekânda nasıl ortak bir deneyim oluşturduğunu birlikte tartışıyoruz.

Anlatının Sınırlarını Aşmak: Edebiyat, Ses ve Sergi
