Konuğumuz, İstanbul’da günlerdir süren leylek ölümlerini durdurmak için canla başla çalışan genç doğa kahramanı Erdem Kuruca. Tehlikeli elektrik direklerini tek tek tespit edip yetkilileri izolasyon yapılması için harekete geçiren Erdem, leyleklerin direklere konmasını önlemek için tren hattında her akşam nöbet tutuyor, yaralı leyleklerin tedavi edilmesini sağlıyor. Biz de Erdem’in hikâyesini dinliyor, leylekleri korumak için neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
Dicle Tuba Kılıç: Herkese merhaba. Ben Dicle Tuba Kılıç. Bu hafta Yeryüzü Tanığı programında bir aradayız. Destekçimiz Selin Kültürel Darendeli'ye buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu hafta biraz böyle ikircikli bir gündem. Yani hem üzüldüğümüz hem sevindiğimiz bir gündem. İstanbul'daki leylekler, leylek ölümleri ve bu leyleklerin ölümlerini durdurmaya çalışan bir grup insan ve onların da aslında koordinasyonunu sağlayan harika bir genç, harika bir doğa korumacı. Ben onu bir doğa kahramanı olarak görüyorum. Sevgili Erdem Kuruca konuğumuz. Sevgili Erdem, hoş geldin.
Erdem Kuruca: Hoş buldum, merhabalar.
D. T. K: Evet, seninle sohbetimize başlamadan önce birazcık bu gündemi ve aslında seni anlatmak istiyorum Erdem. Zannediyorum bir haftadır, belki bir haftayı biraz geçti, bu sene yine oldukça yoğun bir leylek göçü başladı. İstanbul'dan Mersin'e kadar Türkiye'nin farklı yerlerinden leyleklerin o şahane göç görüntülerini görüyoruz. Fakat bir yandan da maalesef kuş göçleri ölümle bütünleşiyor ülkemizde. Bunlardan en kritik olan bölge, en kritik olayların yaşandığı yer de İstanbul. Ve sen de İstanbul'da günlerdir leyleklerin ölümlerini durdurmak için canla başla çalışıyorsun. Tek tek tehlikeli elektrik direklerini buluyorsun. Yetkililerle görüşüyorsun. Bizimle, Doğa Derneği gibi, Ekoalan gibi pek çok sivil toplum kuruluşuyla iletişim halindesin. Kamu kurumlarıyla iletişim halindesin, izolasyon yapılması için çalışan ekibe dahil oldun. Leyleklerin akşamları, gün batımı öncesinde konaklamak için gelip tren hattındaki direklere konmaması için bir süredir her akşam nöbet tutuyorsun, tren hattındasın. Bu da yetmiyor, yaralı leyleklerin tedavisi için uğraşıyorsun. Bugün bunların detaylarını seninle konuşmak istiyorum. Çünkü bu anlattığım şeyler şu anda bir gencin başına gelebilecek normal şeyler değil aslında. Bir yandan da seni de çok kısa bir tanıtayım istiyorum. Erdem kim? Erdem bir biyolog değil. Bence işin en heyecan verici tarafı da bu. Yani bu işin okulunu okumamış olduğun halde ki, Türkiye'de aslında doğa koruma ve ekoloji alanındaki pek çok kimse zaten böyle, neden bilmiyorum ama. Sen uluslararası ticaret ve finansman mezunusun. Fakat bildiğim kadarıyla yüksek lisansını doğa ve ekoloji alanında yapmak istiyorsun. 6 yıldır doğa gözlemcisi, 5 yıldır kuş gözlemcisisin. Hem kuş gözlem hem ornitoloji alanıyla ilgileniyorsun. Kuşların izlenmesi ve korunması için yürütülen projelerde yer alıyorsun. Aynı zamanda da yazılar yazıyor, belgesel çekimleri gerçekleştiriyorsun sevgili Erdem Kuruca. Vallahi ben bir haftadır özellikle bu olayları takip ederken seni takip ediyorum. Hem bir yandan leylekler için kriz geçiriyorum, ölüyorlar diye ama bir yandan da bu hareketin böyle bir genç tarafından başlatılmış olması beni çok mutlu ediyor. Şu an yaşadığımız dünyayı, Türkiye'yi düşündüğümde de umutla doluyorum açıkçası. Bu yüzden sana tekrar programımıza hoş geldin diyorum ve istersen hemen sohbetimize başlayalım. Sen nasıl oldu da bu işe bulaştın diye soracağım, yani ne yapıyordun da leylek ölümlerini fark ettin? Ne zaman, nasıl oldu ve nasıl harekete geçtin? Sonuçta bir tren istasyonundaki duraklarda leyleklerin öldüğünü fark etmek de normal bir durum değil.
E. K: Her şey Küçükçekmece'de başladı. Bizim kendi aramızda, leyleklerin göçünü takip ettiğimiz bir kuş gözlem grubu var. Oradaki bir arkadaşımız, o gün o bölgede kuş gözlemi yapıyordu. Olayların yaşandığı gece hemen yanında bir sulak alan var. Buraya genellikle İstanbul'daki kuş gözlemcileri, kıyı kuşlarını gözlemlemek için geliyorlar. Gözlem sırasında sulak alanda, suyun içinde yaralı bir leylek fark ediyorlar. Bunun üzerine kuruma haber veriyorlar ve destek istiyorlar. Daha sonrasında, alanda arkeoloji çalışmaları devam ediyor bir yandan. Oradaki arkeologlar, "Evet burada bir yaralı leylek var ama tren hattında daha fazlası var. Orada yaralı ve ölü daha fazla leylek vardır" diye belirtiyorlar. Ardından o arkadaşlar orada bir iki tane yaralı ve ölü leylekle karşılaşıyorlar. Orada gruptan bize haber verdiler. Biz aynı zamanda son bir buçuk yıldır İstanbul'un kuşlarının sorunlarını anlatan, İstanbul'un kuş açısından ne kadar zengin olduğunu ifade eden bir belgesel oluşturmaya çalışıyoruz. Çekimlerini tamamladık. Bu belgeselde değindiğimiz konulardan birisi de elektrik akımına kapılarak ölen kuşlardı. Dolayısıyla belgeselde kullanmak için orada bulunan yaralı ve ölü leyleklerden görüntü almak istedik, elektrik akımına nasıl kapıldıklarını vesaire anlatmak için. Orada kocaman "Ölüm Tehlikesi" yazmasına rağmen leyleklerin o ölüm tehlikesi yazısını okuyamadıklarını, dolayısıyla çarpılıp öldüklerini aktarabilmek için görüntü alacaktık. Sağ olsun oradaki Selim isimli arkadaşım da gün boyu bana destek oldu. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi, bir iki tane ölüm yaşanmıştır diye düşünüyordum. Ardından oradaki leyleklerin o halini çeker, belgeselde kullanır, bunu daha fazla insana anlatırız, diye düşünmüştüm. Ama biz Selim'le birlikte gittiğimizde, alanı taramaya başladığımızda ne yazık ki tek direk altında 5-6 tane ölü leylekle karşılaştık. Ve orada olayın çok daha büyük olduğunu hemen fark ettik, alanda dolaşmaya devam ettik. Her seferinde sayı artmayı sürdürdü. Yan yana ölenler, koyun koyuna ölenler vardı. Ne yazık ki yaralı olanlar vardı. Biz o gün oraya belgesel çekimi için gelmiştik ve sırtımda yaklaşık 6-7 kilo tripod, kamera vesaire diğer ekipmanlar vardı. Bu ekipmanlara rağmen onlar için canla başla mücadele etmeye çalıştık. Belgesel çekimini vesaire bir kenara bırakıp orada onları kurtarmak için çabaladık. Ölü sayısını, ölenlerin nerede nasıl öldüğünü kaydettik. Yaralıların yerlerini belirledik. Ve gerekli yerlerle hemen iletişime geçmeye çalıştık. Aynı zamanda sürecin başından beri şunun farkındaydık: Buradaki gördüğümüz ölü leylekler sadece bizim gördüğümüz, fark ettiklerimiz... Bütün bu süreci kaydettim kendi kameramla da telefonumla da, çünkü bunu insanlara "Bakın bunlar sadece burada bizim gördüğümüz, fark ettiğimiz ölümler" diye aktarmak istedim. İlerleyen günlerde... Pardon, buraya değinmediğim için o günü biraz daha anlatmak istiyorum. Biz o gün akşam 7'ye, 8'e kadar alanda kaldık. Daha fazla yaralı leyleğe ulaşabilmek adına. Ne yazık ki akşamüstü bulduğumuz leylekler oldu. Yani bu akşamüstü bulduğumuz leylekler geceleyin oraya konmaya çalışıp, elektrik akımına kapılıp aşağı düşüp ölmeyen leyleklerdi. Yani yaklaşık 20 saatten fazla, uzun süredir o şekilde yaralı halleriyle bekliyorlardı. Ne yazık ki kimi uzun süredir güneş altında beklediklerinden dolayı, o sıcaklıkla birlikte daha fazla sinek çekmişlerdi ve sinekler onların açık yaraları üzerinde larva yapmaya bile başlamışlardı. Gerçekten çok kötü bir manzara vardı. Biz yine de hepsini ulaştırmaya çalıştık. İlk gün yaklaşık 5 yaralı leyleği ulaştırdık. Bunlardan 2 tanesi yapılan bütün müdahalelere rağmen ne yazık ki yine de öldü. İlk günkü tabloda bizim 52 ölümüz, 3 yaralımız oluşmuştu. Daha sonraki günlerde olayı hemen basına yansıttık ve daha fazla kişiyi oraya çektik. Ve nöbetlerimize başladık. Nöbetler sırasında da ne yazık ki biz her zaman yetişemedik. O soruya zaten birazdan değineceğiz. Özetle bütün bizim bunları fark etmemiz bir kuş gözlemcisinin o gün orada kuş gözlemi yapmak için bulunmasıyla başladı ve o kişi o gün oraya gitmeseydi ne benim ne de bugün Türkiye'nin oradaki ölümlerden haberi olmayacaktı ne yazık ki.
D. T. K: Kesinlikle. Çok doğru söyledin. Peki şu an güncel durumu da bize aktarabilir misin? Ben tabii yakinen takip ediyorum Doğa Derneği'nde olduğum için ama dinleyicilerimiz bilmiyor bir imza kampanyası olduğunu, belki insanların haberi olmuştur. Demiryollarının sürece dahil olduğunu, bir şeyler yapıldığını biliyoruz ama son durum nedir? Senden onu da alalım.
E. K: Son durum şu şekilde, malum bürokrasimiz biraz yavaş. Devlet Demiryolları bu konuda harekete geçmek istiyor. Ama harekete geçilmeyen her gün ne yazık ki ölümler devam ediyor. Dolayısıyla bizim orada acilen drone desteğine ihtiyacımız var. Drone'la veya hattaki elektriğin kesilmesiyle alana konanların güvenli bir şekilde konaklatılmasına ihtiyacımız var. Bununla ilgili Devlet Demiryolları ile görüşüyoruz ama süreç biraz yavaş ilerliyor. Biz kendi imkanlarımızla alana drone vesaire getirerek onları uzak tutmaya çalışıyoruz. Elimizde düdüklerle tencere kapaklarına vurarak onları oradan uzak tutmaya çalışıyoruz. Şu an oraya leylekler için özel kuşkonmazlar yerleştiriliyor. Direkt 6 tane direğe yerleştirildi. Ama hatta aktif bir tren trafiği olduğundan dolayı gün içerisindeki çalışma süresi yalnızca 3-4 saat. Leylekler hala gelmeye devam ediyorlar ve bu süre yeterli değil. Bir an önce alandaki izolasyonun tamamlanması, kuşkonmazların yerleştirilmesi ve bütün bu süreç boyunca leyleklerin alandan uzak tutulması için gereken önlemlerin alınması gerekiyor. Evet biz gönüllü olarak orada bulunuyoruz ama bu bizi de aşan bir şey çünkü biz de yetişemiyoruz. Onları kovalamaya çalışırken gözlerimizin önünde akıma kapılarak ölenler oluyor. Kimisini uçurtmaya çalışırken ne yazık ki o an kaybediyoruz. O an devreyi tamamlıyorlar ve hayatlarını kaybediyorlar. Dolayısıyla bir an önce bu nöbet tutma işini kamunun devralması gerekiyor. Onların profesyonel yöntemlerle leyleklerin alandan uzaklaştırılması ve bu süre boyunca da alanda gerekli izolasyon çalışmasının yapılması gerek. Uzun vadede ise leyleklerin konaklayabilecek olduğu daha uygun platformların alana yerleştirilmesi gerekiyor. Ayrıca bir imza kampanyası başlattık. İmza kampanyamız şu an 5000 imzayı geçti. Daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Bu konuda ne yapabilirim diye düşünüyorsanız, düşünen kişiler varsa... Bize kampanyaya imza atarak ve paylaşarak da destek olabilirler.
D. T. K: Evet, şu anda söyleyelim, programın sonunda da tekrar söyleyelim. Bu imza kampanyası Ekoalan üzerinden yapılıyor. Ekoalan web sitesine girip, leylekler için siz de imzacı olabilirsiniz. Ve bu süreci özellikle sosyal medyada paylaşarak, hatta belki Devlet Demiryollarına başvurarak hızlıca önlem alınmasını talep etmeniz büyük bir destek olacaktır diyelim. Peki şu anda aslında şunu da sormak istiyorum ben. Biraz orayı netleştirelim de istiyorum. Aslında bu bahsettiğin elektrik kesilmesi ihtiyacı ve leylek için tutulacak nöbetin de bir zamanı var. Yani aslında bütün gün yapılacak bir şey de değil. Bu özellikle akşam saatlerinde. Dolayısıyla yani kamunun aslında mesaisinin sonrasında yapılması gereken bir iş. Belki bu bir sıkıntı olabilir kamu için bilemiyorum ama en azından elektrik kesmek bir yöntem. Bir yandan da gürültüyle kaçırmak veya drone ile kaçırmak zannediyorum bir yöntem. Bu akşam öyle bir yöntem mi deneyeceksiniz?
E. K: Dün akşam şu şekilde yaptık. Alana bir tane FPV drone getirdik. Bu dronelar oldukça gürültü çıkaran hızlı dronelar. Dolayısıyla bizden çok daha teknik bir şekilde hareket ederek onları uzaklaştırmak için çalışıyorlar. Bizim bu konuda aynı zamanda drone desteğine de ihtiyacımız var. Drone'cu arkadaşlar bize de bir şekilde ulaşırsa seviniriz. Bugün Devlet Demiryolları ile yeniden görüşülecek. Bu durumun ciddiyeti bir kez daha aktarılacak ve onlardan elektrik kesintisi talep edilecek bu konuda. Onun dışında nöbet sırasında biz şu şekilde yapıyoruz. Ellerimize düdükler vesaire alarak konmaya çalışanları sürekli alandan uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Yeri geliyor bağırarak bunu yapıyoruz. Çünkü gelen leyleklerin büyük kısmı genç leylekler. İnsanlara karşı toleranslı leylekler. Ekstradan efor sarf etmemiz gerekiyor. Kimisini çubukla dürterek uçurduğumuz anlar oluyor. Yetişkin leylekler çok daha bu konuda kaçınganlar, insanı görünce uzaklaşabiliyorlar. Ama gençler insanlarla yeteri kadar haşır neşir olmadıkları için onların ne yazık ki etkilerinin farkında değiller.
D. T. K: Biraz da İstanbul'u konuşmak istiyorum. Geldiğimiz noktayı düşünürsek, bu kuşlar sonuçta gecelemek için yüksek ve güvenli bir alana ihtiyaç duyuyorlar. Geldiklerinde yüzlerce binlerce sürüler halindeler. Sadece leylekler de değil tabii, diğer süzülerek göç eden göçmen kuşlar da aynı tehditlerle yüz yüze. Dolayısıyla leylekler nereye konacak? Yani tabii şimdi güvenli olmadığı için bu elektrik hatlarında, işte demiryollarındaki hatlarda bunu siz yapıyorsunuz ama hayvanların gidip konabileceği başka neresi var?
E. K: Ne yazık ki yok. Yani bizim İstanbul'daki en büyük sorunumuz, ne Anadolu yakasında ne Avrupa yakasında kuşların gelip konaklayabilecek oldukları bir alan ne yazık ki kalmadı. Kalan alanlarda da ne yazık ki insan faaliyetleri var, işte alanda dolaşan köpekler vesaire var. İnsanlar bu hayvanların son kalan noktalarına da araçla gelip kuşları uçurtabiliyorlar. Bizim en büyük sorunumuz habitat kaybı. Habitat kaybı olduğundan dolayı, hayvanların gelip konaklayabileceği nokta kalmadığından dolayı zaten buralardaki elektrik tellerine mecbur kalıyorlar. Çünkü ne doğru düzgün ağaç kaldı, ne insan faaliyetinin bulunmadığı bir alan kaldı. Hayvanlar konacak yer bulamıyorlar. Son çare elektrik direklerine konuyorlar. Orada da enerji var. Dolayısıyla ne yazık ki birçoğu bu şekilde hayatını kaybediyor. Bizim öncelikli olarak Anadolu ve Avrupa yakasında uygun konaklama alanlarını göçmen kuşlara tahsis etmemiz gerekiyor. Yoksa bugün burada yaşanan, yarın İstanbul'un veya Trakya'nın farklı bir yerinde benzer ölümler yeniden yaşanacak. Ne yazık ki bu her yıl basının, haber bültenlerinin bir parçası olarak devam edecek; şayet gerekli konaklama alanları leyleklere sunulmazsa.
D. T. K: Kesinlikle. Doğru söyledin. Yani burada şey de önemli. Biz belki leylekleri çok seviyoruz. Onların gecelediği orman alanına bir akşam aracımızla gitmemiz, gürültü yapmamız onlara ne kadar ciddi zarar veriyor veya ölümlerine neden oluyor bunu da çok bilmiyoruz maalesef. Ama bu bizim, yani oraya giden normal vatandaşın da bileceği bir şey değil. Dolayısıyla burada yetkililerin aslında izolasyondan tut da güvenli konaklama alanları tesis etmesi ve hatta iona göre tünekler veya var olan orman alanlarının korunması, yok olmuşların yerine konması gibi bir dizi önlem alınması ve çalışma yapılması gerekiyor anladığım kadarıyla. Bunları böyle bir gençten duymak, bu kadar detaylı bir tespit olması çok güzel. Tekrar aslında şunu da sormak istiyorum. İnsanlar bizi dinleyip de "Ya tamam destek olalım peki ne yapacağız, nasıl kiminle iletişime geçeceğiz?" diye sorabilirler. Zannediyorum Ekoalan'daki imza kampanyasını desteklemek ilk yapılacak şey. Bu konuyu gündemde tutar ve yine Ekoalan üzerinden seninle iletişime geçebilirler veya Ekoalan ekibine ulaşarak gönüllü desteği sağlayabilirler diye düşünüyorum, öyle değil mi?
E. K: Evet kesinlikle. Biz bugün yeniden Devlet Demiryolları ile görüşüp nöbet kısmını kamuya bırakmaya çalışacağız. Olur da bunu bugün başaramazsak, araya hafta sonu girecek ve, bugün ve hafta sonu yeniden bizim orada bulunmamız gerekecek. Çünkü bürokrasi duracak. Bu yüzden bize destek olmak isteyenler varsa bizim drone'a ihtiyacımız var. Ekoalan üzerinden veya Instagram üzerinden ulaşırlarsa, tam olarak nasıl spesifik dronelara ihtiyacımız olduğunu, nelere ihtiyacımız olduğunu ben onlara birebir aktarabilirim. Bunun dışında destek olmak isteyen kişiler varsa da imza kampanyamızı imzalayarak ve paylaşarak bizlere destek olabilirler. Bu konuyu sürekli olarak gündemde tutmaya devam etmemiz gerekiyor. Şunun altını bir kez daha çiziyorum. Bakın bu olay İstanbul'da 20 milyon insanın yaşadığı bir şehirde yaşandı. Ve ne yazık ki orada oturan kişilerle, sürekli orada bulunan kişilerle de görüştük. Bu ölümler geçen yıl da yaşanmış. Önceki yıl da yaşanmış. Ama kimsenin haberi olmamış. Dolayısıyla İstanbul'dayken dahi biz bu ölümlerin farkında değiliz. Anadolu taşrasında, Trakya'da vesaire olan ölümlerden kimsenin haberi yok. Bakın İstanbul'da bile bu kadar geç fark ediliyor. Anadolu'da ne kadar geç fark edilecek olduğunu lütfen siz düşünün. Bir an önce Devlet Demiryollarının ve gerekli elektrik dağıtım şirketlerinin envanter çalışması yapması şart. Nerede ne kadar leyleğin öldüğünü belirlemesi şart. Yoksa bu haberler her yıl gündemimizin bir parçası olmaya ne yazık ki devam edecek. Her yıl göçmen kuşlar, leylekler, küçük orman kartalları ve nicesi Avrupa'dan Afrika'ya geçerken Türkiye engeline takılmaya devam edecekler. Bunun olmaması için kurumların envanter çalışması yapması, sıcak noktaların belirlenmesi ve başlangıçta bu ölümlerin en fazla yaşandığı yerlerden başlayarak diğer noktalarda da gerekli önlemlerin alınması şart. Bu yüzden konuyu basında, gündemde tutmaya devam etmemiz gerekiyor. Bunun için de paylaşarak, imza atarak destek olabilirsiniz.
D. T. K: Harika. Bu arada tabii Türkiye'de planlanan yeni hızlı tren hatları var. Şimdi bir yandan da mesela yeni yapılan elektrik hatlarının da aslında izolasyonlu bir şekilde yapılması için çalışıyoruz. Ama bir yandan da aslında hızlı tren çok fazla dikkat çeken bir konu değildi açıkçası.
E. K: Evet. Dağıtım şirketleri üzerinden ilerliyorduk.
D. T. K: Evet. Yani kampanyanın böyle de bir faydası oldu. Şimdi biz pek çok doğa korumacı olarak bunu tartışıyoruz. Yani demek ki yeni yapılacak tren hatları için de yani hem var olan hatların incelenmesi, göç döneminde tespit edilmesi kritik noktaların.. Şimdi bir de Çukurova hattı var örneğin, Ankara-Çukurova hattı, demek ki orası da bir tehdit oluşturacak göçmenler için.
E. K: Çerkezköy'de yeni bir hat var. Kimse orada ne kadar leyleğin öldüğünü ne yazık ki bilmiyor. Yani bizim orayla ilgili bir verimiz de yok. Dolayısıyla envanter çalışmaları bu noktada çok önemli.
D. T. K: Çok kritik, kesinlikle. Çok doğru söyledin. Ne mutlu ki bunları bu netlikte konuşabiliyoruz. Bir yandan bu ölümlerin oluyor olması, bunların hiç planlanmamış olması bir Türkiye gerçeği ne yazık ki, her konuda olduğu gibi. Sadece kağıt üstünde, harita üzerinde iki boyutlu planlamanın problemleri bunlar. Oradaki yaşam, oradaki insan dışı varlıklar özellikle de bizim gibi bir göç ülkesinde bunların planlanmıyor olması, ne yazık ki pek çok can kaybına sebep oluyor. Aynı zamanda ekonomik kayıp bunlar tabii. O hatlarda yaşanan kesintiler, çarpışmalar, belki ufak yangınlar vesaire... Bu aslında Anadolu'ya da hiç yakışmayan bir durum. Son olarak ben şunu de hatırlatmak istiyorum. Anadolu’nun her zaman, belki bu son yüzyıla kadar, doğayla ilişkisi hep olumlu olmuş. Özellikle leyleğin Anadolu'da yeri bir başkadır. Öyle ki leylek adı verilen, "lalekli" denen bir tatlısı var ülkenin her baharda leyleklerin göç zamanında yapılan. Veya 19. yüzyılda Bursa'da yapılmış Gurabahane-i Laklakan, yani "düşkün leylek evi" dediğimiz, özellikle leylekler için yapılmış bir bakım ve tedavi evi var. Bizim buradan geriye düşüyor olmamız biraz can yakıcı. Ama sizlerle, yeni nesille birlikte tekrar Anadolu’ya yakışır bir şekilde leyleklerle, tüm göçmen kuşlarla, bizim dışımızdaki tüm canlarla ve ekosistemlerle yeniden bu ilişkilerin tamir edileceği, daha iyi planlamaların yapılacağı bir dönem de gelecek diye umuyorum. Son olarak ne söylemek istersin Erdemciğim? Son dakikalardayız.
E. K: Son olarak destek olan özellikle Doğa Derneği'ne, Doğa Koruma ve Milli Parklara, Ekoalan'a, süreç boyunca benim sesimi duyurmak için destek olan herkese buradan teşekkür etmek istiyorum. Benimle birlikte işini gücünü bırakıp, leylekleri kovalamak için yanımda arazide omuz omuza yürüdüğüm arazi arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. İnşallah en yakın süreçte gerekli önlemler alınır. İnşallah daha fazla leylek artık ölmez. Tek bir tanesinin ölmemesi için, gerekli önlemler alınana kadar biz nöbet tutmaya devam edeceğiz. Umarım sesimizi, bu dilsiz olan leyleklerin sesi olmayı sürdürebiliriz. Bunun için de sizlerin desteği çok önemli. Yeniden çok teşekkür ederim.
D. T. K: Harikasın. Evet, bugün Yeryüzü Tanığı'nda Erdem Kuruca konuğumuzdu ve bugünkü destekçimiz Selin Kültürel Darendeli'ydi. İkisine de teşekkür ediyoruz ve bu haftaki programımızı burada kapatıyoruz. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere. Hoşça kalın.


